Otuzaltı

Otuz altı ay önce neredeydiniz, ne yapıyordunuz? Bundan daha önemli soru ise şu: Otuz altı ay sonra nerede ve ne yapıyor olacaksınız? ♥ ♥ ♥ Bir kontrol noktasına gelseniz veya ekipler sizi yolda çevirse; “Nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun” diye sormazlar mı? Hatta bu soru sorulmazsa tuhaf olmaz mı? Bizler elbette, nereden geldiğimizi ve nereye gittiğimizi […] devamı...

SAYIKLAMA

Vampir, can damarıma saplıyorken dişini, Görüyorum kapıdan birinin girişini, Kim bu giden, adam mı, peri mi, yoksa cin mi? Niçin gelmiş yanıma, hayır mı, şer için mi? Alnımı tutanların elleri kavruluyor, Benimse yüreğimde tipiler savruluyor. Dağlardan düşüyorum, çıkıyorum sonsuza, Donuyor, donuyorum, sanki gömmüşler buza. devamı...

G E L !..

                                    -Bin-bir Hayâlle Meçhule Sesleniş- “Sinde sindaşım, hâlde haldaşım”olmaya gel Güne akseden billûr gölgeni salmaya gel Bin-bir hayâle sığmaz visâle ermeye gel Gönüller irşâd eden şuânı yaymaya gel Âşıkla mâşuka her dem nazar kılmaya gel Sözün hikmetlisini Türkçe […] devamı...

Çerkez Osman

Zekeriya Yılmaz Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte sınırdaki Türk köyünden yankılanan ezan sesi, Çerkez Osman ve yaralı arkadaşı Ahmet’in yüreğine su serpti. Günlerdir aç susuz, dere tepe yürüyerek Türkiye’ye ulaşmaya çalışan iki arkadaş bir kayanın dibinde geçirdikleri gecenin ardından alaca karanlıkta duydukları Allahu Ekber nidaları ile Türkiye sınırına ulaştıklarını anladılar. On yedi yıllık Rus esaretinden kurtuldukları […] devamı...

SULTAN HAMİD’İN RUHANİYYETİNDEN İSTİMDAD

Rıza Tevfik Bölükbaşı Nerdesin şevketli, Sultan Hamid Han Feryadım varır mı barigâhına Ölüm uykusundan bir lâhza uyan Şu nankör milletin bak günahına Tahkire yeltenip tac ü tahtını Sınadı bu millet kara bahtını Anladı sillenin nerm ü sahtını Rahmet et sultanım sûz-i ahına Tarihler namını andığı zaman, Sana hak verecek hey koca sultan Bizdik utanmadan iftira […] devamı...

Tasavvuf ve Terbiye

S. Ahmet Arvasî İslâm’da “sofî” kelimesinin menşei etrafında mühim tartışmalar cereyan etmiştir. Bizi, bu tartışmalar pek fazla ilgilendirmemektedir. Bu kelime, ister şanlı Peygamber’in ilk meydana getirdiği terbiye, halkası olan “Ashab-ı Suffa”dan, ister yine yüce Peygamber’in sünnetine uyarak “yün elbise” (sof) giyinenlerin sıfatı olmaktan, ister arınmış, temizlenmiş kimseler mânâsına gelen “saf”tan gelmiş olsun ne fark eder? devamı...

MonFrère

Şehirlerin, kasabaların, yemyeşil ovaların arasından hızla geçerken TGV ile Frankfurt’tan Paris’e gitmeyi seçtiği için kendini kutladı. -Uçak ile gitseydim hiçbir şey göremeyecektim… Küçükken yaz tatillerinde memlekete giderken de hiç uyumaz, etrafı seyreder, tabelaları okur, karşılaştıkları otobüslerin nereden geldiklerini anlamaya çalışırdı. Hatta yolculuğun bitmemesini isterdi. Çünkü gözlem yapmayı seviyordu. -Hiç değişmemişim… devamı...

Adımı unuttum

Bir gece yine, sanki öleceğimi bilmezmiş gibi, öleceğimi düşünüp ağlarken, uyuya kalmışım… Bir rüya gördüm, aslında rüya görmek değil, duymaktı bu… Hiçbir şey göremeyecek kadar karanlıktaydım, nereye gideceğimi bilmez, gidilecek bir yol dahi göremezken, bir ışık belirdi… Işık değişik bir ışıktı, evlerimizi aydınlatan türden değil yani… Güneş gibi, ay gibi parlak… Işığa ulaşmak, bulunduğum karanlıktan […] devamı...

SON SAYIDAKİ TÜM YAZILAR