Acıktım!..

(Özlemek acıkmaya benziyor, değil mi?)
…..
Çöle düşmüş gibiyim. Çok açım…
Hem de bu nasıl özlemek böyle; bir ömür önceden
veya bir ömrün sonrasında!
Eskiden hayalin yetiyordu ama artık bu hayale dokunmaya başladım.
Bu nasıl özlemek!

Ve özlemek susamaya benziyor:
Dudakların kurumuş. Tenin yanmış…
Ve yüzüne, kavuşmaya doğru giden yolun tozu sarılmış!
Anlında ter, yanağında gözyaşı çizgileri!..

Susuzum; …
Ve dudağım, hayalinin kurnasına yapışık!
Hani bazen de; ufka kadar ne yöne baksan,
sadece kocaman bir dünya ve yapayalnızlık hissi!
Ve beni göremediğin ve yıllarca yürüdüğün
ve her adımında; nerdesiin, nerdesin, diye inlediğin bir hayat…

Aslında, bırakabilseydim kendimi bulutlar gibi,
içimdekiler yağmur gibi dökülürdü başına!..
Belki ıslanırdın.
Belki de beklerken içmek için birkaç yudum,
sırılsıklam olurdun!
Sonra, görmek için nereden geldiğini bu kadar yaşın;
başını kaldırıp baktığında…
Gözüne göğün mavisi akardı ve belki de
yüreğine şu bulutun karası!

Fakat sen, eğer yeşerecek olsaydın…
Ve büyüyecek olsaydın, gözyaşlarımla;
…ben, bir bulut olup gezerdim hep başucunda…
Damla damla verir, içirirdim kendimi sana;
santim santim, filiz filiz, yaprak yaprak, dal dal
büyüyüp, yükselip, yaklaşman için bana…

Ve beklerken, tarardım parmaklarımla saçlarını;
ekin tarlalarını okşayan rüzgârlar gibi…

Çağrılarınla cümlelerim birbirine karışmış;
el ele tutuşmuşlar, tutuşmuş elleri!
Ben bir bulut olmuşum gene hayalinin üstüne;
sen ise avuçlarınla toplamaya başlamışsın benden dökülenleri…
Avucunda yağmur suyu, avucunda topladıkların…
Ve ben, kendimi görüyorum avucunda biriken suyumda;
şaşırıyorum, ürperiyorum, seviniyorum…

Ve gene ve daha çok acıkıyorum, ve susuyorum!

…..

İyi geceler yağmur damlam…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir