Ağabeyim S. AHMET ARVASİ – 2

12 Ağustos 2016

Halit Bahadır Arvas

BANÎ-İ ARVAS
Seyit Muhammed Kutup Hazretleri Miladi 14. asrın yarısında vefat etmiştir. Kendileri Arvas dergâhının kurucusu olarak “Bânîyi Arvas” unvanı ile de anılmaktadır. Torunu Seyit Abdullah da babasından devir aldığı irşat ve tedris görevlerini devam ettirmiştir.
Seyit Abdullah Arvasi’nin; Seyit Abdurrahim ve Seyit Abdurrahman isimlerinde iki mümtaz evladı olup bunları gereği gibi yetiştirerek, kendilerine irşat ve tedris amacı ile icazet vermiştir.
Bu evlatlar, babalarının vefatından sonra Arvas Dergâhının tedris ve irşat ağının Doğu Anadolu’da farklı yönlerde ve yörelerde daha geniş bir alana yayılmasını sağlamışlardır.
BAYAZIT ARVASİLERİ
O dönemde Bayazıt Sancağının tedris dâhil birçok hizmetlerini yürütmekle görevli Ahmed-i Hâni Efendi’nin miladi 1707 civarında vefat etmesi sonrası, vilayette büyük bir manevi boşluk meydana gelir.
Bu manevi boşluğun doldurulması amacı ile Arvas Dergâhı’na başvurularak Seyit Abdullah’ın büyük oğlu Seyit Abdurrahim Arvasi, Bayazıt Sancağına davet edilir.
Sancak Beyi İkinci İshak Paşa tarafından tarihi Selçuk Mezarlığı karşısında kendilerine mülk vakfedilir. Ahmed-i Hâni Efendi’nin de mezarının da bulunduğu bu mekânın yanı başındaki mescit de; ibadet ve eğitim amacı ile kendilerine tahsis olunur. Mescide bir de kütüphane eklenerek tedris ve irşada başlanır.
Zamanla mezarlık, Hâni Baba’nın manevî şahsiyetine ilaveten, yeniden yürütülmeye başlanan tedris ve irşat hizmetleri ile Arvasi dergâhı da çevre halkının önemli bir ziyaret mekânı haline gelir.
Vefatı: 1786’dır. Kabri aynı mezarlığın içinde olup, yöre insanının önemli ziyaret yerlerindendir.
OSMANLI-İRAN SINIRINDA
Seyit Abdurrahim Arvasi’nin büyük oğlu Hacı İbrahim, babasının vefatı sonrası Aile Dergâhının eğitim ve çevreyi aydınlatma görevlerine devam eder.
Hacı İbrahim zamanında Bayazıt dâhil Doğu Anadolu; Şah Abbas Mirza ordularınca birkaç kez işgale uğramıştır. İşgalin sona ermesinden sonra Seyit İbrahim Osmanlı-İran arasındaki hudut anlaşmazlıklarının çözümünde, devlet adına bilirkişilik ve diplomatlık görevleri yapmıştır.
SEYİT FEHİM HAZRETLERİ
Hacı İbrahim’in kızı Emine Hatun Arvas’a gelin gitmiş ve Seyit Molla Abdülhamid Arvasi ile evlenmiştir. Bu evlilikten doğan torunu, Şeyh Seyit Fehim Hazretleri unvanı ile din, ilim ve irfanda en yüksek seviyeye ulaşan nadir velilerdendir.
Hacı İbrahim 1832 de vefat etmiştir. Mezar yeri Babasının yakınındadır.
RUS-ERMENİ İŞGALLERİ
Hacı İbrahim’in oğlu Seyit Abdülaziz, ailenin yürütmekte olduğu görevleri devam ettirmiş lakin onun döneminde Bayazıt Sancağı iki kez Rus ve ardından Ermeni işgallerine ve kırımına maruz kalmıştır.
Bu nedenle Bayazıt halkının dolayısı ile Arvas Ailesinin önemli ölçüde can ve mal kayıpları olmuştur.
Seyit Abdülaziz 1881 de vefat etmiştir. Ayni mezarlıkta ve mescit girişine yakın bir yerde defnedilmiştir.
ÖZ DEDEMİZ
Seyit Abdülaziz Arvasi’nin büyük oğlu Şeyh Muhammet Emin Arvasi’dir. Doğumu 1855’tir.
Kendileri öz dedemiz olup, döneminde Arvas’tan gerek ziyaret ve gerekse dini görevler ve eğitim amacı ile aileye mensup birçok zat gelmiştir. Dolayısı ile bu dönemde ailenin eğitim alanı hayli genişlemiş ve gelişmiştir.
(Gelen müderris, din adamları ve misafirlerden Bayazıt’ta vefat edenlerin mezarları Aile Kabristanında bulunmaktadır).
Bu dönemde Seyit Abdulhakim Arvasi Hazretleri de hanede misafir kalmıştır.
BABAMIN “ABDÜLHAKİM” ADI
Seyit Abdülhakim Arvasi Hazretlerinin misafirliği esnasında dünyaya gelen bebeği, Efendi Hazretleri kucağına alıp “kendi adını” bizzat vermiştir. Bu talihli bebek, babamız Seyit Abdulhakim Arvasi’dir.
Babamızın Efendi Hazretlerine olan manevi bağlılığı ömür boyu sürmüştür.
Babam 9 yaşında iken, dedemiz Seyit Muhammet Emin Efendi 1915 yılında vefat etmiştir. Kendilerinin ve eşi Molla Mirhac Arvasi’nin kızı Medine Hatun’un mezarları Hani türbesinin içinde yer almaktadır.
AİLEMİZ
BABAM, İLK SEYİT ASKER
Dedemizin hayatta olduğu sürece, babam Abdülhakim onun ve yakınlarının tedrisatından ve irşadından gereğince yararlanmıştır. Aldığı dini eğitime ilaveten Rüştiye mektebini bitirmiş ve ardından askerlik görevini süvari olarak tamamlamıştır.
Babam, “Seyitlerin Osmanlı döneminde askerlikten muaf tutulmaları” nedeniyle, Cumhuriyet ile birlikte ailede askerlik görevini ilk defa ifa eden kişidir.
Askerden sonra ise memuriyet hayatına köy öğretmeni olarak atılmıştır.
Daha sonraları gümrük teşkilatına geçmiştir.
DOĞUBAYAZIT İLÇESİ KURULUYOR
Birinci Dünya Savaşındaki Rus ve Ermeni işgallerinin neden olduğu can kayıpları, yıkım, tahribat ve yağmalardan harabeye dönen Bayazıt Sancağı 1927 yılı itibari ile terk edilip 7 Km. kuzeybatıya “Sarıova”ya taşınır.
Ve burası ilçeye çevrilerek, adı da “Doğubayazıt” olarak değiştirilir.
Aile, eldeki imkânlarla Doğubayazıt’ta yeni bir mesken edinir. Bu yeni mesken, ailenin asıl yerleşim merkezi olarak kullanılır. Savaştan artakalan birkaç küçükbaş hayvanla bu meskende yeni bir hayat kurulur.
Babamız bu dönemde değişik köylerde sürdürdüğü öğretmenlik görevinden bir süre sonra ayrılarak gümrük teşkilatına geçer.
REİS HALA ECO HATUN
Babamızın köy öğretmenliği döneminde muhtelif köylerde sürdürdüğü memuriyet hayatı nedeni ile Doğubayazıt’taki evimizi ve küçük çiftliği “Ailemizin reisliğini” babamın ablası ve yörede “Eco Hatun” adıyla bilinen ve itibar gören büyük halam üstlenirdi.
Halamın eşi işgal esnasında Ermeniler tarafından şehit edilmişti.
Eco Hatun Cihan Harbinin tahribat ve yıkımından aileyi düze çıkarma dirayetini ve becerisini göstermiştir. Kendileri ailede ve yörede büyük bir itibara sahiptir. Eco Hatun yöredeki aşiret kavgalarında arabulucu, kan davalılarını barıştırıcı ve eşkıya çetelerini nasihat ederek ıslah ediciydi.
Askerlere karşı çok derin ve büyük bir şefkati vardı, variller dolusu ayranı kışlaya gönderip eğitim sonrası askerlere dağıttırırdı. Kışlaya gider asker ve subaylarla uzun sohbetlere dalardı.
1954 yılı Mart’ında vefat etmiş tir. Kabri Van Şabaniye Mahallesi mezarlığında Muhammed Reşit Arvasi’nin mezarının yanındadır.
ERZURUM’A TAYİN OLUNCA
Babamızın Erzurum’a atanması ile bütün aile mensupları bir araya gelme imkânı bulmuştuk. Babam Abdulhakim Bey, Annemiz Cevahir Hanım ve altı kardeşten ibaret sekiz kişilik ailemizle, babama tahsis edilen lojmanda yeni bir hayata başladık.
Babamız öğretmenlik vasfını; aile içi eğitime ağırlık vererek, hepimize Kur’anı bizzat hatim ettirerek göstermiş, İslam ahlakı, Türk töresi ve ecdadımızın layık olduğu değerlerin tanıtılması konularında önemli derslerde ve telkinlerde bulunmuştur.
Münzevi, sakin, mütevazı ve az konuşan bir kişiliğe sahipti.
1 Haziran 1980 tarihinde Van’da vefat etmiştir. Kabri Akköprü mezarlığında, Şeyh Fehim Hazretlerinin oğlu ve dayızadesi Eski Van Müftüsü Molla Nizamettin Arvasi’nin mezarının yanı başındadır.
BİZİ HEP NEŞELENDİRİRDİ
Ağabeyimiz [yani Seyit Ahmet Arvasi hoca] ortaokul öğrencisi iken, bizler ilkokulun muhtelif sınıflarında okumaktayız.
Arvasi, ailenin en büyük erkek çocuğu olması nedeni ile hepimize kol kanat germiş, özellikle derslerimizde bizlere çok yardımcı olmuştur.
Gülen yüzü ve neşeli tabiatı nedeni ile hep onunla bir arada olmak ve kendisi ile sohbet etmek isterdik. Bizi güldürecek günlük olaylar ve fıkralar bulup anlatır ve neşelendirirdi.
Edebiyata düşkünlüğü yanında resim kabiliyeti de mevcuttu. Yönlendirdiği veya yardımcı olduğu resim ödevlerimin bir kısmı sınıfımızın panosuna ders yılı boyunca asılı kalırdı.
İ
LK ESERİ “FERİT İLE FERİDUN”
Bu arada okumuş olduğu Robenson adlı kitabın etkisi ile “Ferit ile Feridun” isimli bir roman yazmaya başlamıştı.
Kış geceleri yanan sobanın etrafına bizi toplar; ıssız bir adaya düşmüş bu iki kardeşin heyecan dolu maceralarının her gün bir bölümünü okurdu. Bizler de korku, heyecan ve merak içinde yazdıklarını dinlerdik.
Kalın bir defteri tamamen kapsayan bu roman taslağına daha sonraları ne yazık ki bir daha rastlayamadık!..

divanyolu 32. sayi0043 divanyolu 32. sayi0044

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir