Ağabeyim S. AHMET ARVASİ – 5

14 Kasım 2016

Halit Bahadır Arvas

DARBE SONRASI,
MAHKÛMİYETİ
Savaştepe’den sonra meşguliyetim
nedeni ile Arvasi Hoca ile eski
yıllarda olduğu gibi bir araya gelme
şansını pek bulamadık. En son İstanbul
Atatürk Eğitim Enstitüsünden
1979 yılı itibari ile emekliye ayrılarak
eğitim hayatını noktalar.
1980 darbesi sonrası Ankara’ya
getirilen Arvasi hoca ile bu
kez tutuklu bulunduğu “Ordu Dil
okulunda” ziyaret günlerinde görüşebiliyorduk.
Bu ziyaretlerde görüşebilmek
için Okul girişinde bir
süre bekledikten sonra önce bina
girişi alanına, ardından da binaya
giriş yapılıyordu.
Görüşme salonu en üst katta yer
aldığı için, bu kata çıkan merdivenlerde
ağır bir şekilde basamak
basamak ilerlemek gerekiyordu.
Merdivenlerin duvar tarafında ziyaretçileri
denetleyen sıra halinde
dizilmiş askerler sıralanmaktaydı.
Bu askerler arasında sohbetler
yapılmakta idi. Bir ara Ahmet Arvas’la
ilgili konuşma duyunca kulak
kabarttım. Askerlerin, Ahmet
Arvas’ın tavır ve davranışlarından
sitayişle (övgüyle) bahsetmeleri,
onun tutukluluk halinin bende bıraktığı
sıkıntıları bir nebzecik olsun
rahatlatmıştı.
Burada her hafta görüşme imkânımız
vardı. Lakin Mamak Askeri
Cezaevi’ne götürüldükten sonra,
sadece yolladığı sansürlü (okunup
denetlenmiş) mektupları vasıtasıyla
kendisinden haberdar olabiliyorduk.
İŞKENCE HÜCRESİNDE
Şimdi Mamak Askeri Cezaevi’ndeki
bir hücredeyiz. Arvasi’nin anlattıklarını,
(Allah Şahidimdir) aynen
aktarıyorum:
Arvasi, hazır ol durumunda saatlerdir
daracık hücrede, yüzü duvara
dönük ayakta dimdik bekletilmektedir.
Yorgun ve bitkin durumdadır.
Arkasında tüfeğinin namlu ucuyla
Arvasi’nin kıpırdanmasını engellemek için bir Mehmetçik görevlendirilmiştir.
Kıpırdadıkça askerin sert
komutu ve kendisini namlu ucuyla
dürtmesinden çok rahatsız olmaktadır.
Bir an “Ya Rabbi, ben bu durumu
hiç hak etmedim, bunlar Mehmetçiği
bile kendi işkencelerine alet ettirmekteler.”
diye isyan eder.
Bacaklarında takat kalmamıştır,
artık bayılacak raddeye geldiği anda
manevi çağrıda bulunur. O anda
yüzünün dönük olduğu duvarda
bir siluet belirir, sadece bakışırlar
ve siluet kaybolur. Bu siluet Efendi
hazretleri olarak gönlünde yer eden
Seyit Abdulhakim Arvasi’nin görüntüsüdür.
O anda vücudunu büyük bir
enerji kaplar, bacakları zindeleşir ve
saatlerce bu işkenceye karşı dayanma
gücü kazanır. Artık kendisine yapılanlar
umurunda bile değildir.
HÜCREDEN HASTANEYE
Arvasi Hoca ertesi günü revirde
muayeneye alınır. Kendisini muayene
eden doktor, ilaçlarını yazdıktan
sonra; bir isteğinin olup olmadığını,
sorar. O da bu sorudan cesaret alarak;
“Hastaneye yatmam mümkün
mü?” diye cevap verir. Doktorun;
“BAŞÜSTÜNE!..” cevabına şaşkınlık
içinde kalır. Aynı gün Dışkapı Askeri
Mevki Hastanesine gönderilir.
Bazılarının bahsettiği gibi cankurtaranla
değil, bir kış günü Reo
marka askeri aracın açık kasasında
ve bir tim eşliğinde hastaneye gönderilir.
Akşam saatlerinde, hapishane
müdürü hastaneye bir tim göndererek
Ahmet Arvas’ı geri aldırmak
ister. Hastane ilgililerince bu istek
reddedilir.
SAÇLARI SIFIR NUMARA
Bir akrabamın haberdar etmesiyle
sabah hastaneye koşup uzun zamandır
göremediğim ağabeyimin yerini
aramaya başladım. Koridorların
birinde rastladığım bir doktordan
yardım istedim. Hastanın adını duyunca,
hatırladığım kadarı ile rütbesi
yüzbaşı olan doktor, koluma girip;
“Gel seni O’na götüreyim” dedi.
Kendisini tanıtırken de adının
Selim Kaptanoğlu olduğunu belirtmişti.
Birlikte (kapıda silahlı nöbetçi
askerin bulunduğu) Arvasi Hocanın
yattığı odaya girdik.
Saçları sıfır numara, bıyıkları tıraşlı
ve hayli zayıflamış haline yine
de şükredip hasret giderdik.
ENJEKTÖRLE İŞKENCE
Burada hayatından memnun idi.
Kendilerini sıkça ziyaret etme fırsatı
da bulabiliyordum artık.
Bir ziyaret gününde bana; bakımını
yapmakla görevli olan hemşirenin,
enjektörü kasıtlı olarak bir işkence
aleti biçiminde kullanıp kendisine
defalarla batırarak, tahammülü zor
işkenceler yapmağa başladığını ve
bu işkence seanslarında;
“Bizim gençleri öldürttün ha, öyle
mi? Onlara işkence yaptırdın ha
öyle mi?” tarzında cümleler sıralamakta
ve her gün bu acıya maruz
kalmakta olduğunu söyledi!..
Arvasi Hoca; Mamak Cezaevinin
üzerinde bıraktığı tedirginlik ve endişeler
nedeni ile, kimseye bu konuda
herhangi bir şikâyette de bulunamamıştı.
Ziyaret sonrası Selim Yüzbaşıyı bulup
durumu kendilerine aktardım. O
günden sonra başka bir hemşire Arvasi’nin
bakımında görevlendirildi.
TAM İSTİRAHATE
ÇEKİLMİŞKEN
Arvasi Hoca’nın tahliyesinin ardından
Bağlum’a bir konvoy halinde
gidilerek S. Abdulhakim Arvasi
Hazretlerinin kabri ziyaret edildi.
Sonra evimde istirahate çekildi.
Sağlıklarına tekrar kavuşuncaya
kadar, kendilerini üzüntüye sokacak,
ümitsizliğe düşürecek haber
ve dertlerden uzak kalmaları konusunda
mutabakata vardık.
Pijamasını giymiş çayını yudumlarken
kapı çalındı.
Kapıyı açtığımda, Sayın Mehmet
Pamak başta olmak üzere kalabalık
bir genç grubu ile karşılaştım.
“Hocamızı almaya geldik” dediklerinde,
ben bahaneler sıralamaya
çalışırken Arvasi Hoca telaş ve heyecanla
odadan fırlayarak;
“Hoş geldiniz çocuklar, bekleyin”
deyip üstünü değiştirdi, hemen onların
arasına katıldı. Ve evden ayrıldı.
Birkaç dakika sonra da iki genç
gelip, Arvasi’nin valizini ve eşyalarını
alıp gittiler.
AHMET’E SELAM SÖYLE
Abdulhakim Arvasi Hazretlerinin
torunu Taha Üçışık, hastanede geçirdiği
bir operasyon sonrası aldığı
narkozun etkisinde iken gördüğü
rüya esnasında, dedesi kendisine:
“Ahmet’e selam söyle” diye seslenir.
Uyandıktan bir müddet sonra eşinden;
Seyit Ahmet Arvasi’nin o gün
vefat etmiş olduğunun, haberini alır.
BENİ MEZARIMA HALİT
İNDİRECEK
Arvasi Hoca sağlığında, aile efradına;
“Beni mezarıma (adımı belirtmek
suretiyle) Halit indirecek” diye
bahsedermiş. Yıllar sonra cenazesinin
mezara indirilmesi esnasında
öğrencilerinden bir grup, hocalarını
mezara indirmek için benden ve
oğlu Murat’tan ısrarla izin istediler.
Mahşerî bir kalabalığın bulunduğu
bu ortamda; kendilerine Arvasi Hocanın
vasiyetini söyleyip, bu şerefli
görevi bizzat yerine getireceğimi
söyledim. Cenazesinin baş tarafını
itina ve dikkatle kavrayıp, ayakucunu
tutan öğrencileriyle birlikte ayni
dikkat ve itina ile Arvasi’yi, Edirnekapı
Mezarlığı’ndaki ebedî istirahatgâhına
indirdik. (Vefatı, 31 Aralık
1988) Nur içinde yatsın, inşallah.
S. AHMET ARVASİ PARKI
Ankara Çankaya’nın, Balgat semtinin
Cevizlidere mahallesinde “Seyit
Ahmet Arvasi” adı verilecek parkın
açılışına davet edildim. 16 Ekim 2010
tarihinde yapılan bu açılış töreni,
O’nun şahsına layık bir olgunluk ve güzellikte
yapıldı. Kendisine Ankara’da
bu mekânı layık gören Çankaya Belediye
Başkanlığına ve Belediye Meclisinin
değerli üyelerine ailemiz adına
minnet ve şükranlarımı arz ederim.

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir