Annemin adı “Sokak Köpeği”

15 Nisan 2014

Merhaba… Benim bir adım yok.
Ama anneme “Sokak Köpeği”
diyorlarmış.
Annem söylemişti; eskiden
sokaklarda gezermiş.
Sonra bir gün, bizi doğurmak
için yer ararken, bir bahçe bulmuş.
Bizler orada doğmuşuz.
Sanki biraz hatırlar gibiyim;
kazdığı toprağın içine bizi yatırır,
kendi aç susuz yemek bulmaya
giderdi… Kâh çöp kenarlarını
dolaşır, kâh yol kenarlarını, ne bulduysa
yer ve gelir bizi emzirirdi…

Kocaman, bahçeli bir yerdi
orası. Otların arasında, toprağın
içinde kardeşlerimle birbirimize
sokulup annemizi beklerdik…
Sonra bir gün fark etmişler
ve bizi orada istememişler. Oysa
kocamandı bahçemiz ve onlar değil annemiz
bakıyordu bize, her gün yorulmayı ve saatlerce
dolaşmayı göze alarak üstelik…
• • •
Ve günün birinde, bizleri ensemizden
tutup bir arabaya koydular. O kadar korktuk
ki; hepimiz annemize sokulduk, hem titredik
hem ne olduğunu anlamadan, gittik de
gittik…
Yol bitmiş olmalı. Bir yerde durdu araba.
Kocaman bir kapı açıldı, indirdiler bizi orada…
Bir sürü ses vardı, kafeslere dayanarak
bağıran bir sürü bebek… Oysa ne sessizdi
bizim bahçemiz…
Annemi ve kardeşlerimle beni bir yere
kapattılar. Yatmak istedik, çok sertti ve
soğuktu üstelik. Sonra annemize sokulduk
ısınmak için, sokuldukça sokulduk birbirimize,
yine ısınamadık… O sıcak topraktan,
kocaman bahçemizden koparılıp, daracık ve
buz gibi betonların üzerine atıldık…
Annem sokak köpeğiydi adı üstünde, ne
işi vardı ki burada; üzüldükçe üzüldü. O kadar
kahroldu ki, yattığı yerde hep uzaklara,
çok uzaklara baktı gözleri.
En yakınını, bizleri bile göremez oldu
sanki…
Biz annemizi istedikçe o bizi istemedi…
Ve bir gün bazı ablalar geldi bizim kapatıldığımız
yere. Onları görünce hepimiz bağırmaya
başladık, belki bizi çıkarırlar diye.
Onlar o kadar üzüldü ki anneme! Mahzunduk
hepimiz, suçsuzduk üstelik… Hiç
kimseye bir şey yapmamışken, bu daracık
yere atılmıştık. Onlar da kızdılar bizi buraya
atanlara, annemizi böyle üzenlere. Üşümeyelim
diye altımıza tahta koydular, üzerine
yumuşacık örtü serdiler… Annem mutlu
olsun diye onu sevdiler, yemek verdiler…
Leğenlerin içine düşe düşe yedik hepsini.
Kuruladılar bizi sonra, bezlere sarıp ısıttılar…
Hiç gitmesin istedim ablalar, ya da bizi de
yanlarına alsalar…
• • •
Bir sabah uyandık hepimiz. En koca göbekli
kardeşim uyanamadı…
“Bu kadar uyunur mu, hadi kalk artık”
deyip pati vurduk. Annem bile günler sonra
ayaktaydı üstelik, ama kardeşim kalkmadı.
Sonra bir abla geldi, telin arkasından
dikkatle baktı ve yanındakine:
“Bu ölmüş” dedi.
O “Ölmüş” değil, diye geçti aklımızdan,
henüz hiçbirimize bir isim konmadı ki!..
Kapıyı açtılar, yattığı yerden kardeşimi
aldılar. O hala uyanmadı ve bir daha da
gelmedi.
Aynı ablalar geri geldiler. Biri beni kucağına
aldı, severken:
“Bu da hasta” dedi…
Şaşırmıştım, bana da “Hasta” demişlerdi…
Sonra merak ettim acaba diğer kardeşlerime
hangi isimleri vereceklerdi.
Aynı ablalar bir yandan beni okşuyor
diğer yandan konuşuyorlardı.
“Çok ses var boğazında. Oyun oynarken
işte bunun için yoruluyor” dediler.
Sonraki gün beni ve bir kardeşimi daha
aldılar. Bir yere götürüp bir şeyler yutturdular.
Süt de değildi bu şey, yemek de değildi.
“İlaç” diyorlardı adına ama ne işe yarıyordu
anlamadım.
Ben çok özlemiştim annemi, onun sütünü
emmeyi ve kardeşlerimle oynamayı.
“Belki bir gün bahçemize geri döneriz”
dediğini hatırladım annemin. Çimenlerin içinde
kardeşlerimle annemin peşinden koştuğumuzu
hayal ettim.
Bu ablalar yapayalnız bırakmazdı beni
burada, biliyordum ama yine de korkuyordum.
Korktukça da ağlıyordum…
• • •
Bir gün yine çok yorgundum. Yine
annemi özlemiştim. Böyle, başımı koydum
sakince…
Sanki bir tuhaftı içim. “Bu gün artık,
belki giderim anneme” diyordum ama yine
gidemedim.
Hem o kadar çok yorgundum ki, nefes
almak bile zor gelmeye başlamıştı.
Yine ilaç verdiler bana, sanki uykum var
gibiydi…
Belki bu sefer giderdim, uyandığımda
giderdim…
Başımı kaldırdım son bir çabayla, bana
ilaç veren abiye:
“Ne zaman gideceğiz” dedim, duymadı
beni…
Ben annemi çok özledim.
“Ben annemi çok özledim” diye düşünerek
kapadım gözlerimi.
Gözümü açamıyordum ama ablalardan
birinin mırıltısını duydum.
“İşi artık meleklere kaldı” dedi.
Melek mi?
Sevdim bu ismi…

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir