Arzuhalim Irmak Aldı Götürdü

15 Aralık 2018

Fatma Pekşen

Orta yaşın üst sınırlarını zorlamakta olduğu intibaını veren, yüzü kızgın güneş altında tırpan vurmaktan bakır kırmızısı bir hâl almış adam, ırmak kenarının sahibi gibi duran kendi yaşlarındaki çıtırık düşmüş kavak ağacına yaslanmış, sigara tüttürüyordu. Az evvel alnının terini sildiği, sarı beyaz yol yol çizgili mendil, dizinin üstünde çoktan kurumuş, emdiği nemi bulutlara doğru uçurmuştu bile…

Alaf alaf hararetin dalgalandığı tarlalar, ta uzaklardaki Yılan Kayası’nı raksediyormuş gibi gösteriyordu. Filmlerde, bir kere de askerdeyken çarşı izninde gördüğü hokkabazın, sepetten, kaval gibi bir şeye üfleyerek çıkardığı yılanları oynatan Hint fakirleri geldi gözünün önüne. Kamış sepeti andıran sarı-kızıl ekinlerin arasından, Yılan Kayası’na doğru koca bir yılanın uzanıvereceğini sandı bir an; ürperdi. Gerçi, Hint fakirlerine ne hâcet vardı ki? Bu mevsimde buralar yılan kaynardı.

Tıkanıncaya kadar öksüren rahmetli dedesinin sözleri geldi aklına:

“Binmeye atın dorusu, sağrısı dar olmaya

Yatmaya kaya gölgesi, dibinde mar (yılan) olmaya

Sarmaya dilber kısası, fitneyi fücur olmaya…”

Gençliğinde tırpanla, orakla az mı yılan öldürmüştü? Ekinleri yatırarak ok gibi öyle bir fırlayışları vardı ki, dolgun başakların kapçıklarının birbirine sürtünürken çıkardığı hışırtıyı, hassas kulakları yakalar, tez elden buluverirdi avını.

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir