Atkestanesi

25 Eylül 2018

Hülya Günay

Romantizmin davetçisi, estetiğin simgesi, yıldırımınsa isabet etmediği abide ağaç; Atkestanesi

Kendi güzellikleriyle gelen mevsimlerin, her insanda uyandırdıkları hissiyat farklıdır. Sonbaharı hüzün ile özdeşleştirenlerin aksine, farklı açıdan bakınca görülür ki; sevginin sıcaklığı, huzurun, romantizmin adıdır Eylül. Sonbaharın habercisi, kavuşmaların, başlangıçların, toparlanmanın ayıdır. Yeni kayıt olunan okullar, mülakatlar, ertelenen her dağınık halimizin gündeme getirildiği, yenilenme, organize olma vaktidir.

Ruhumuz da Eylül ayı ile birlikte farklı senfoniye kapılır. Şiddetli rüzgârların savurduğu yaprakların hışırtılarına bulutlardan boşalan yağmur sesleri karışır… Her biri ayrı melodi fısıldar kulağımıza. Doğa adeta bahçe-i letâfetnûmâdır. Bu bahçenin en nadide parçalarının başında ise şüphesiz ağaçlar gelir.

 

Dört mevsim yeşilliğini koruyan ağaçların yanı sıra sararan, yapraklarını döken ağaçlar, turuncu, sarı, kahverenginin tonları ile eşsiz sanat eseri sergilerler. Çocukken bahçelerde kuruyan yapraklardan yatak yapıp içine gömülmek, bir çiçeğe konmuş kelebeğin mutluluğunu yaşamaktır. Bu mutluluğu yaşarken etrafta bir atkestanesi varsa, kargalar tepesinde uçuşurken kafanıza kurumuş bir kestane düşürürse vay halinize… Sevimli meyvenin dikenleri, biraz da sertleşmiş kabuğu keyfinizin nazar boncuğu olabilir.

Ruşen Eşref Ünaydın’ın şiirinde geçtiği üzere: “Balık biçimli yapraklarının altında dikenli fiske topları saklayan atkestaneleri” yaramaz çocukların bir numaralı savaş erzakıdır. Arkadaşının kaşını gözünü yaralayıp üzerine temiz bir fırça ve ceza alınan tehlikeli bir oyundur.

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir