Senden Bilirim…

Bilmiyorum deme sakın! Bildiğini bilirim… Akşamla birlikte yüreğime çöken hüznü senden bilirim… Acı bir fren sesiyle yırtılan uykumu, uykusuz gözlerime görünmeyen ellerin serptiği ince kumu, doğuşunu gözlediğim güneşi aydınlatacak yerde […]

Yollar ve Yolcular…

Bilmem farkında mısınız? Bir-bir dökülüverdi cümle hasletlerimiz hazan yapraklarınca… Gayrı bizi biz eden, bizim olan, bizleri bizcileyin yaşatan ve anlatan özelliklerimiz kalmadı nerdeyse… Kim ne derse desin. Bu düşüncelerime “eskiye […]

Çocuğun Çizgileri

Vapurla Kadıköy’e geçecektim. Hava biraz serinceydi. Kapalı kısımda, pencere yanında bir yere iliştim. Karşımdaki kanepede iyi giyimli, orta yaşlı ve hallerinden karı-koca olduklarını sandığım bir çift oturuyordu.

FERMAN – 4

Fermanımdır! Ülkemdeki dereler “Dur” dedim mi, gayrı akabilemez!.. Şafağımda dalgalanan Hilâl’e Hiç kimse kem gözle bakabilemez!..

Garip

En çok kırk beş yaşındaydı ama altmışın üzerinde gösteriyordu… Ömrünce hiç tıraş olmamış gibiydi. Saçı, sakalı kıvır-kıvır birbirine geçmiş; akları kanlı iki göz, bu tuhaf kıl yumağından pırtlayıp, dışarıya fırlamıştı…

AYŞE

Baktığın gönüller mühürleniyor Aşkın tuğrası var gözünde Ayşe Seni Leyla diye sevenlere sor Kaç Mecnun kavruldu közünde Ayşe

Şalgam Aşa Girince…

Derler ki… Sarışın bir sonbahar mevsimiydi. Harmanlar savrulmuş; turnalar göç hâlinde, buğdaylar çeç hâlindeydi… Köylüler ambarlarına, karıncalar yuvalarına büyük bir gayretle kışlık yiyeceklerini taşımanın telaşı içindeydiler…

GELMİYOR…

Konuk olsak kırk Cem’e, bir dolu câm gelmiyor, Başımıza baht denen o serencâm gelmiyor… Tasın yarısı dolu, bardağın yarısı boş,

HİKAYE -Islak Sular-

Güneş, Kılıç Kayası’nın yarığından bir çıngı gibi sıçramıştı ovaya. Sabahın sarı ışıkları, ovada bir yılan gibi kıvrılan derenin sırtını okşarken; karşı yamaçlar sabahın buğusundan henüz yeni soyunuyorlardı…

ÖLDÜK İŞTE

Yetti gayrı canımıza be derviş Yetti kanadını yolduğun kuşlar Neden bunca hendek bunca yokuşlar Yel eser yol menziline gidermiş

Yalın Ayaklar

Orhan, şehrin bitmeyen telaşı, dinmeyen gürültüsü içinde bir ders yılını daha geride bırakarak, altıncı sınıfa geçmişti.

Dağı Dolanan Yol

Yusuf, elindeki kitabı sedirin üzerine bırakırken üzgündü. Gözlerini kırpmadan duvarlarda, yerdeki halının nakışlarında gezdirdi.

CELP KÂĞIDI

Aradın güzelliği besmelesiz benizde, Sevgiyi mızrakların ucunda alkışladın. İlkyazın sularını yıkadın son denizde, En sevimli düşmanın yüreğinde kışladın…

Salkımsöğüt

Limonata tadında bir yaz sabahıydı… Güneş, ılık süt kıvamındaki ilk sıcaklığını yeşil dallara sıvarken, evlerin uzun gölgeleri henüz serinceydi…

HİKÂYE- Süleyman

Akşam oluyordu… Fırından yeni çıkmış bir ramazan pidesi gibiydi güneş. Sıcak, parlak ve erişilmez…

Leylasız Çöller

Esmer bulutlar ara sıra saçlarını çözüp dağıtsalar da, yaylaların yanağında gamze-gamze açan Mayıs çiçeklerinin kokusuna da, dokusuna da bundan böyle bir zarar gelmez gayrı…

Bahtiyarız, çünkü…

“Sevdinse… qem içib, derd udacaksan, / Onu unutmağı unudacağsan. / Zererin xeyirdir, xeyirin zerer, / Sevdinse… Günahın içinde heqsan.