Aydınlık nasıl çağırılır?

Bazı örnekler, su gibi basittir ama şerbet
edilmiş gibi akıverir içimize… Böyle
misaller yine su gibi ihtiyacımızdır ve
şerbet gibi lezzeti hatırda kalıcı, besleyicidir.
İstanbul’umuzun ve Babıali’nin eskilerinden,
büyüğümüz bir beyefendiyi
dinliyordum.
Sakin sakin ve tane tane anlatıyordu:
Bizim meslekte zaman ayarı olmaz. İş
ne vakit seni bırakırsa, sen de ancak o
saatte işi bırakabilirsin… Koca ömrümüz
işte böyle çalışarak, mesleğimizi
sevgiyle yaparak ve her eserimizde
daha da güzeli arayarak geçti.
♥ ♥ ♥
Fakat… Bazı geceler, ilerlemiş saatlerde
tenhalaşan sokaklarda eve doğru
yürürken korkuyorduk.
Köpeklerden korkuyorduk!
Yolumuza çıkarlar, karanlıktan üstümüze
atlarlar, diye korkuyorduk…
Bunca zaman geçti. Artık, o günlerin
İstanbul’u ile bu günkünün kıyası kabil
değil. Bütün sokaklar sabaha kadar
ışıl ışıl, yollarda çamur bile yok… Zaten
telefonlar avucumuzun içinde; bir
numara polisi, diğeri ambulansı çağırabiliyor…
Fakat… Bugün yine, geç saatlerde evimize
dönerken korkuyoruz.
İnsanlardan korkuyoruz!
♥ ♥ ♥
Köpekler uysallaştı, bir kenarda uyuyor
veya sevilmek için kuyruklarını
sallıyor.
Lakin insanlar canavarlaştı!
Şehirde bile, aklın alamayacağı şeyler
yapabiliyorlar!
Geç saatlerde sokağa çıkmaya korkuyoruz.
Bu defa köpeklerden değil, insanlardan
korkuyoruz!
Ben, erkek olduğum halde geceleri ondan,
onbirden sonra sokağa çıkmak
istemiyorum.
Hâlbuki bir zamanlar, kadınlarımız bile
gecenin bir veya ikisinde korkmadan,
komşusundan eve dönebiliyorlardı.
Nereden nereye?
♥ ♥ ♥
Peki acaba ne değişti?..
Okumak değişti… Okumayınca tarihini,
kültürünü, inancını ve insan olmayı
bilmek erdemi değişti… Bunları
bilmeyince de, yaratılanı sevmek hususiyeti
değişti…
Peki, bu güzellikleri geri getirmek için
ne yapmak şart?
Okumak ve okuyacak olanlara okuma
fırsatı sağlamak şart…
…..
Ben de dedim ki;
Efendim, işte biz de Dîvanyolu dergisini,
tam da bunun için çıkarıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir