Babam AHMET ARVASİ – 4

SAKIN DİNLEMEYİN KALBİNİZİ ÇALAR
Zaman içinde, rahmetli babamın
önü açılıyor. Artık, gittiği her yerde
öyle bir tesir gücü oluyor ki; nasıl
bir tesirse o, Allah-ü Teâlâ’dan…
Komünistler bile;
“Kaçın kaçın, bu adamın sözlerini
dinlemeyin, bu adam sihirbaz ya da
büyücü gibi bir şey, insanları etkiliyor”
diyorlar!
Mesela Savaştepe’ye haber uçuruyorlar:
“Aman oraya çok tehlikeli bir
adam geliyor, sakın ha onun sözünü
dinlemeyin, kalbinizi alır, çalar o
adam” diye korkuyorlar, ondan kaçıyorlar!
Hakikaten nereye gitse Allah-ü
Teâlâ öyle bir etki vermiş ki ona,
kalpleri çekiyor. Doğru rotaya sokuyor
yani…
Babamın bir uygulaması çok
dikkat çekmiş. Çalıştığı her yerde
mülakatla öğrenciler aldılar. Fahri
Akpınar hoca zamanında girdiler
oraya. Babam talebelerin hepsini
mülakatla aldı. Daha önce komünistler
alıyordu öyle.
Oranın fethi de, düşmesi de başlı
başına bir konu oldu. Babam geldiği
zaman tamamen komünistlerin
elindeymiş orası. Sonra birkaç tane
milliyetçi öğretmen falan geliyor,
öğrenciler artıyor.
Düşünebiliyor musunuz, İstiklal
Marşı okutmuyorlar. O zaman öyle
yerler oralar.
Az bir sayıyla orayı fethediyorlar!
Fakat ne ölüm tehlikeleri yaşıyor…
Babamı protesto ediyorlar, kasıtlı
olarak dersi dinlemiyorlar. Masasına
çöp yığmışlar, bilmem daha
benzeri neler yapmışlar. Orada bile
sabırla, konuşa konuşa, o insanları
bile dersi dinler duruma getirmiş.
TEHLİKELİ ZAMANLARDI
İstanbul’dayız. 12 Eylül öncesi
olduğu için, sokaklar tehlikeli, can
güvenliği yok. Minibüs taramaları
falan oluyordu silahla. O zamanlar
Tüccarbaşı’ndan Erenköy’e inmek;
bu güne göre çok kısa mesafe ama o
zamanlar durum başka. Yani, minibüsten
eve kadar yürümek bile çekilir
endişe değildi. Belediye hizmetleri
de yok, şehrin göbeği ama sokak
lambaları da yanmıyordu, suikast
falan kurulabilirdi her an karanlığın
içinde. Çok stres altındaydık, tehlikeli
dönemlerdi. Aydınlıkçılar vardı suikast yapan tetikçi gruplar vardı…
74-75 döneminde geldik. Ele geçirmiş
babamlar okulları ve İstiklal
Marşı okunur duruma getirmişler.
Koridorlarda ezan okunuyormuş,
düşünün. Aşağıya mescit bile açmışlar.
Fakat Ecevit iktidarı döneminde
hepsini dağıttılar…
Kırşehir’e öğretmen yedekliğine
attılar düşünün. Ortaokul öğretmen
yedekliğine… Gitmedi tabi, rapor
aldı bir sene gitmedi.
Aslında devlet kıymetini bilmedi.
Nice mezhepsizleri profesör yaptılar.
Konferanslarda onu profesörler
dinlerdi. Aslında profesörlüğü çoktan
hak etmişti ama yapmadılar.
İşte o şekilde harcamaya çalıştılar.
Emekli oldu, ayrıldı. Ama Cenab-
ı Allah’ın verdiği o tesir kuvvetini
evde bile kıramadılar.
DAKTİL OSU NUN BAŞINA
HİÇ ABDESTSİ Z OTUR MADI
Evimiz sürekli dolup taşardı sohbete
gelenlerle.
Kapının önü böyle ayakkabı dolardı.
Biri çıkardı bir başkası girerdi. Epey
insan yetişmiştir sohbetlerinde.
Elhamdülillah, yine de önleyemediler
insan yetiştirmesini… Hep
devam etti, aynen çocukken söylendiği
gibi.
Bir süre sonra gazetede yazmaya
başlayarak devam etti bu hizmetlerine.
Türkiye Gazetesi’ndeki yazılarının
tiraja ile bile tesir ettiğini
düşünüyorum. Çünkü ilk başladığı
zamanlar düşüktü baskı sayısı, sonra
bir milyonun üstüne çıktı tiraj
hatırlarsınız. En azından o dönemdeki
yazar kadrosundaydı babam.
Yani, tabi bunlar büyüklerin yolunda
olan kazanımlar. Cenabı Allah’ın
lütfu keremi.
Yalnız, şu var ki… Babamız, daktilosunun
başına hiç abdestsiz oturmazdı.
Mustafa Necati abi söylerdi, öğrenirdik:
Muhakkak büyüklerle rabıta
halindeyken, ona göre yazardı…
İmam-ı Rabbanî hazretlerinden
onay almadan yazmazdı, diyebiliriz.
Kendisi, saklardı bunları. Hal ehli
olan insanlar böyle şeyleri ifşa etmekten
çok utanırlar.
Peygamberlerin mucize göstermeleri
emredilmiş, onların insanlara
göstermesi gerekir ama veliyullah
açığa çıkarmayı ayıp görür. Kendisinin
birçok halleri vardı ama bunu
bize belli etmezlerdi. Biz de Enver
abiden, Necati abiden duyuyoruz.
Necati abi “Yedilerden, demişti babanız.
O aysberg gibidir! Buzdağının
bir görünen büyüklüğü vardır, bir
de görünmeyen büyüklüğü vardır.
Görünmeyen büyüklük görünenden
daha fazladır Ahmet abinin” derdi.
Tabii ki Abdülhakîm Efendi Hazretleri’ne
de çok muhabbeti vardı.
Biz onun rabıtası olduğu inancı içerisindeyiz.
Kendisi muhakkak, sabah namazından
sonra hiç uyumazdı.
Kur’an-ı Kerîm okurdu, yazıya öyle
başlardı.
Hatta bir mason, o tesirli konuşmaların
birinde konferansta bulunan
mason; “Yine taktın fişi büyüklerine”
demiş. Biliyor yani sırları!
Komünistler de o zamanlar;
“Bu adamı kesinlikle dinlemeyin,
diye birbirlerine haber gönderiyorlarmış.
Bu adam insanı etkiler, kalbini
çalar.” Diyorlarmış.
Tabi bunlar hep taa küçükken…
İnsan sarrafı olan büyüklerin kararını
söylemesi, dedemin de onun
sözünü dinleyip o kapıya karar vermesi
sebebiyle babamı… İşte bu teslimiyetle
geliyor tesir ve bu hizmetler
hep. Şükürler olsun.
Hem kuyumcunun yanında çalışıyor,
hem de zaten Arvasi hazretleri
insan sarrafıdır. Yön veriyor.
Sİ GARA DA GENÇLERE
ÖRNEK
Babamın sigara içmesi meşhur…
Kısa ucuz sigaradan içiyor, filtresiz…
Savaştepe’deyiz, bir gün müdür
bey babama diyor ki;
“Talebeler sizi çok seviyor. Siz
sigara içtiğiniz için onlar da içiyor.
Hatta sizin gibi içiyorlar ve sizin içtiğiniz
sigaradan içiyorlar. Talebelerin
önünü alamıyoruz… Ancak siz
bırakırsanız, emin olun bunlar da
bırakacak!” diye müdür bilgi vermiş.
Babam gibi bir tiryaki adama tütünü
bırak, demek çok zor. Fakat,
haklı bulmuş müdürü. Çok zorlanıyor
tabi fakat bırakıyor sigarayı.
O’nun bıraktığını gören talebeler de
bırakmak zorunda kalıyorlar.
Fakat… Balıkesir’e tayini çıkınca,
daha trende yakıyor sigarayı!
Ama 5-6 sene içmemiş. Çok kilo
aldım o dönemde, sinirli olmaya
başladım, diyordu.
Savaştepe’den ayrılırken daha yakmak
zorunda hissetmiş kendini…
Son zamanlarında ise dudak tiryakiliği
gelmişti. Üflüyordu sadece.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir