Bağlanma Teorisi ve Ebeveyn Çocuk İlişkisi

23 Ekim 2018

Elif Sabah Erkul

Tabiatta yeni doğan canlıların, hayatta kalabilmek için kısa da olsa anne ve babalarına bağımlı geçirdikleri bir müddetleri olur. Kedi yavruları yaklaşık dört ayda kendine gelir, bir tay birkaç saat içinde koşturur ve kısa zamanda da annesinden hayata dair tecrübeleri öğrenmeye başlar. İnsanlar ise dünyaya ilk geldiklerinden itibaren ancak on dört on beş yıl sonra bütün olarak bağımlılıklarını azaltmaya başlarlar. Ergenlik dönemi diye adlandırılan bu dönemde çocuk kendi kendine yetebileceğini fark eder. Ama bu bilgilerin ışığında akla gelen soru genellikle şu oluyor. Hepsi bu mu? Bu kadar mı? Canlılar sadece hayatta kalmak için mi çevresindekilere bağımlı? Biz sadece mekanik bir hayat döngüsü içinde nesli devam ettirmek için mi ilişkiler kuruyoruz? Duyguların hiçbir önemi yok mu?

 

Yakın ilişkiler

Yakın ilişkilerin farklı boyutlarıyla araştırılması çok da eski bir tarihe dayanmıyor aslında. 1950’lere kadar kurduğumuz yakın ilişkiler, ancak bizi birincil ihtiyaçlarımıza götüren araçlar olarak görülüyordu, tıpkı para gibi. Yeni doğmuş bebek annesiyle bağ kurmazsa yemeğe ve bakıma erişimi kalmayabilirdi. İnsanlar karşı cins ile yakın bir ilişki kurmadığı takdirde neslin devamı mümkün olmazdı. Aslında bu pragmatik yaklaşımı hayatın her alanına adapte etmek mümkün. Bu görüşe göre iyi ve yakın ilişkilerin tek amacı bize iyi geri dönüşler sağlamalarıydı. 1950’lerde, ikinci dünya savaşı sonrası yetim kalmış bebeklerin kaldığı bakımevleri yakın takibe alındı. Tamamen yeterli beslenen, yeterli bakımı ve temizliği yapılan bebekler büyüdükçe anormal davranışlar göstermeye başladılar.

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir