Bir Acı Hakikat

30 Nisan 2017

Ragıp Karadayı

“Bugün hava güzel, canım da balık istiyor” diyerek evden çıktım. Saf boncuk mavisi bir sema… Yol boyunca sıralı, yer yer yaprakları dökülmüş, iskelet gibi görünen muhtelif ağaçlar… Belli belirsiz uyur gibi sessiz sakin uzayıp giden lacivert deniz… Karşı sahilde mor, fark olunmaz sisler altında gökdelenler, korular, irili ufaklı beyaz badanalı yalılar, köşkler… Bütün bunların üzerinde masal âlemindeymiş gibi çığlık çığlığa uçuşan martı sürüleri!
Sabah erkenden, taze ve hesaplı balık almak için indiğim balık halinin karşısındaki amele kahvesine uğradım. Biraz ısınıp, sonra da siparişlerimi almak için tezgâhlara uğrayacaktım. Bir masada, aşağı yukarı aynı yaşlarda, dört kâğıt hurdacısı daha vardı. Selâm verdim, müsaade isteyerek yanı başlarındaki boş tahta sandalyeye iliştim. Çaylarımızı yudumlarken gayr-i ihtiyârî havadan sudan, oradan buradan muhabbet ettik. Öğrendim ki bu dört kişi Halepliymiş. Biri Suriye’de Baas Partisinin üyelerinden radikal bir solcu, biri Türkmen milliyetçisi, biri Kürt, diğeri ise Arap/Türkmen melezi ve tarikat ehli biriymiş.
Mesele anlaşılınca sordum:
“Bu ne hal kardeşim? Dördünüz de aynı memleketin adamısınız, fakat değişik dünyalardansınız!”
“Abi sorma! Biz Suriye’de bırak aynı masada oturmayı, aynı caddede, aynı mahallede bile birbirimize tahammül edemezdik. Kader! Kader şimdi, kendi memleketinde bir araya gelmeyenleri, vatan elden gittikten sonra AYNI ÇÖPLÜĞÜ karıştırmada bir araya getirdi! Bunu çok iyi anladık, ama iş işten çoktan geçmişti!”

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir