Bir Acıpayam

Gürbüz Azak

İlkadı Garbî Karaağaç idi, 19’uncu asrın sonlarına doğru Acıpayam’a çevrildi. Denizli’ye bağlı, doğup büyüdüğüm bu ilçe, Malazgirt Savaşı’ndan çok çok önce Türklerin obalar hālinde gelip yerleştiği coğrafyalardan biridir. Alâeddin, Yüreğir, Yatağan ve Yazır Dedelerin kurduğu köyler hālâ aynı isimle yaşamakta. Yazarınız, 1950’lerin başında bu yakın köyleri (çocuk heyecanıyle) dolaşıp; deyimler, deyişler, benzetmeler ve de türküler derlemiş, saklamış, yitirmiş; derken, geçen hafta sevinç içinde bulmuştur.

İşte şimdi, 67 yıl önce o çocuğun yaşlı teyze ve ninelerden dinleyip not ettiği türkü ve türkü parçalarını okuyacaksınız. İlk türküyü şehit hanımı bir ninecik yana yakıla söylemiş, karşılıklı ağlamıştık. Buyurun:

 

A KEKLİĞİM

 

A kekliğim gömleciğin gök m’üdü

Hiç göğsünde merhametin yok m’udu

Bu gençlikte ölüm bize hak m’ıdı

 

Yazıcı kolların yorulmadı mı

Dividin kalemin kırılmadı mı

 

Keklik idim alayımı düzmedim

Ben yârimle kol kol olup gezmedim

Bu kara yazıları kendim yazmadım

 

Yazıcı kolların yorulmadı mı

Dividin kalemin kırılmadı mı

 

Gök yüzüne ak mahrımam yazıldı

Altın tas içinde kınam ezildi

Kara yazım küçücükken yazıldı

 

Yazıcı kolların yorulmadı mı

Dividin kalemin kırılmadı mı

 

Koca dağ başında bir top kar idim

Yel estikçe ılgın ılgın eridim

Evvel muhabbetli yārim sen idin

Şimdi karşılardan bakar mı oldun?

Aşağıdan gelir yedi yük saman

Seyirtip önüne geçtiğim zaman

Görmeyip görmeyip gördüğüm zaman

Hallar eey, dağlar eey!

Sabah sabah gül dalları budarım

Gülün dallarında bülbül güderim

Yılı yetmiş uşak gibi giderim

Ölüm ver Allah’ım ayrılık verme

Karadır kaşların yıkıp endirme

Beni görüp yönün öte dönderme

Ağlaya ağlaya selâm gönderme

Alırım selâmı yolsuz değilim

Sarı saman idim savrulamadım

Dipsiz kaya idim devrilemedim

Yārim kötü imiş ben bilemedim

Bilmem yārim kötü bilmem ben kötü

Ben bir gümüş ibrik idim kaynadım coştum

Kendi yağım ile kavruldum piştim

Kadir kıymet bilmez zālime düştüm

Başkasını kadir kıymet bilenlere düşürsün

İki pınar karşı karşı akma mı

Orda biten top menevşe kokma mı

Hepimize bu ayrılık yetme mi

Ölelim gidelim ayrılmayalım

 

Bir giderim beş ardıma bakarım

Gözlerimden kanlı yaşlar dökerim

Sen gideli ben ayrılık çekerim

Ölelim gidelim ayrılmayalım

Bir güzel göründü dağdan anarı

Taramış zülfünü vermiş tımarı

Dudakları ebizemzem pınarı

İçmeyince doymaz dîvāne gönül

..

Kalktım baktım sabah n’ola er m’ola

Garip anam nerde kaldın der m’ola

Boynu karanfilli yâri sarmadan

Acep bizi kara yerler yer m’ola

Aşağıdan gelir eli develi

Devenin boynu sümbül cığalı

Üç güzel oturmuş gönlü havalı

Ben gönlümü hangisinden ayıram

Pınar senin başucuna yatmalı

Alt yanına lâle sümbül dikmeli

Pınar senden şikâyete gitmeli

Gelen güzelleri n’eyleyip durun

Hasta oldum gurbet ede yatarım

Sağıma soluma yastık atarım

Arkadaşlar beni burdan götürün

Hālis olmam ben bu dertten ölürüm

Yaylayı dolandı kervanın önü

Takmış devesine temir tunç çanı

Ağlayıp ağlayıp düşünme anam

Ölüm ayrılık dünyanın sonu

Çek kervancı develerin ulansın

Hepisi de beş pınarda sulansın

Benim nazlı yārimi ölmüş dediler

Gösteriverin deli gönül inansın

Aşağı oturmuş yukarı bakar

Elinde gülleri mis olmuş kokar

Ayrılayım desem sîmāsı yakar

Yıkıldı sîmāların doğrulmaz gayrı

İki taş arası benim mezarım

Kalkar kalkar çayır çimen kazarım

Her evlere anam diye gezerim

Hiç birinde bulamadım ben onu

 

Üç güzel oturmuş halılar dokur

Viran bahçelerde bülbüller şakır

Ne İstanbul kodum ne Diyarbakır

Hiç birinde bulamadım ben onu

Al bayrağım çıkıp gelir Mardin’den

Çıkıp bakamadım baylarımın derdinden

Örüzger olsam sürsem ardından

Acep bir defācık dönüp bakar mı

Işıl ışıl koca çamın dalları

Şakırdaşır al atımın nalları

Üstümüzde dönen bayram ayları

Bayram aylarında ayrılık m’olur

Oduncular dağdan odun endirir

Göz yaşlarım değirmenler döndürür

İyi etmez bu dert beni öldürür

Öldürmezse gül benzimi soldurur

Korkar idim şu derenin kurdundan

Koyun gider kuzu gelir ardından

Korkar idim ölüm ile ayrılıkdan

O da gelip garip başta kışladım

Sabah ile kavuştum ben bir geline

Sokmuş silerini ince beline

Yalnız mı düştün gelin yayla yoluna

Yaylanın eğrim eğrim yolları vardır

Çekin al atımı binek taşına

Ak ellerim ulaşmadı eyer kaşına

Getirin oğlumu yanı başıma

Ben ağlayım o derdini söylesin

Evimizin önü sarı zerdāli

Ufak yapıraklı koyu gölgeli

Varın bakın kadın anam evde mi

Baş yastıkta elâ gözü yolda mı

Vardım yaylasına yeşiller konar

İçmişler suyunu susuzlar kanar

Adam sevdiğine böyle mi yanar

Yandım ama bulamadım bir çāre

Geceleri kalkar kalkar ağlarım

Ağlarım da garip gönlüm eylerim

Ben yārimsiz bu dünyayı n’eylerim

Ölüm ver Allahım ayrılık verme

 

Evlerinin önü bir dönüm pınar

Dillerim tutuldu gözlerim ağlar

Ben bir garip kuşum el beni n’eyler

Ölüm ver Allahım ayrılık verme

 

Uzun selvilerden uzundur boyum

Şimşir tüfenginden incedir belim

Ayrılayım desem tatlıdır dilin

Ölüm ver Allahım ayrılık verme

Hasta olup şu gurbette kalırsam

Sarı sinek yorganıma konarsa

Sonra beni akranlarım sonarsa

 

Saklamayın gizlemeyin öldü den varın

Gelmedi yollarda kaldı den varın

Evet efendim… geçen yüzyılda bir ilçeyi; Acıpayam’ı, ağrılı yürekleri ve Türkiye’yi dinlediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir