Bir Büyük

Gürbüz Azak

Size bir karakter sunacağım:

Otelin okuma yazma bilmez çamaşırcı kadınıyla ilişki kurdu. Arkadaşlarını nikâh memuru ve şāhit gibi gösterip, yalancıktan nikâh kıydırıp kadınla evlenmiş gözüktü. Bu çirkin evlilikten tam beş çocuğu oldu. Çocukları doğar doğmaz adlarını bile koymadan kimsesizler yurduna teslim etti, ve ömür boyu onlarla ilgilenmedi. Vefâ, hak, hukuk, sevgi, vicdan, fedakârlık nedir bilmezdi. Kendinden başkasını umursamazdı. Bu sebeple akranlarınca hiç sevilmedi, hattâ nefret edildi. İnanılmaz bir sahtekârdı çünki.

Şimdi ikinci adamı tanıtıyorum:

200 yıldan beri, gelmiş geçmiş en büyük mütefekkir, Fransız ihtilâlinin fikir babası diye biliniyor. Ahlâk, yönetim, hak, hukuk, adalet, dürüstlük konularında büyük öncü ve yol gösterici sıfatıyla anılmakta. Eserleri hālâ başucu kitabı sayılıp örnek alınıyor.

Bir sürpriz!

Bu iki adam aynı kişidir, Jean Jacques Rousseau’dur yāni. Fakültelerde okutulan, adına tezler hazırlanan, anayasa çalışmalarında her ülkenin başvurduğu görüşleriyle unutulmazlar arasına giren, bir yönüyle emsalsiz dolandırıcı, öteki yanıyla önder bu kişinin acaba sonu ne oldu?

İşte ibret alınması gereken nokta burası.

Çünki vicdansız Rousseau cezāsının çoğunu bu dünyada çeken, o tarafıyla da enteresan bir numunedir.

İleri yaşlarda kendi kendine konuşuyor, her cümlede komikleşip saçmalıyordu. Birisi ölse polise koşup “Ben öldürmedim” feryādiyle ifāde veriyor, “yazmayayım diye mürekkebime su koyuyorlar” vehmiyle devamlı perişan yaşıyordu. Bir gün düştü, kafası yarıldı, öldü.

Ve hiç sevmediği, yan yana gelmekten yıllarca kaçındığı ezelî düşmanı Voltaire’in mezarı kenarına gömüldü.

Bağnazlık sayabilirsiniz ama, gönlüm “Büyük” adamların her yönüyle büyük olmasından yana. Batı kültürünün baş tācı ettiği Rousseau bizim örfümüzde dört başı māmur bir örnek kabul edilemez. Biz, “Adam gibi adam”ları arayış heyecānımızı sürdürmeliyiz.

İlim, edebiyat, sanat ve siyāset erleri ve parti liderleri ille de tam güvenilir olacak. Dedikleriyle yaşadıkları paralellik arz edecek. Bizler ne zaman ki onlar ardına düştük, kaybetmedik.

Kini, hırçınlığı, ithamcılığı, çelmelemeyi, vicdan fakirliğini şiar edinmiş karakterler ise bize yaban duruyor. Ne vakit yanılıp da öylelerine güvendik, kötü tökezledik.Bir hatırlatayım dedim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir