Bir Çöp

23 Ekim 2018

Yaz bitti, artık sonbahardayız. Ama her yıl duyageldiğimiz, mesire ve sāhillere atılan çöp konusu gene gündemde. Neymiş efendim? Bu sene de ortalık her hafta çöple kaplanmış.

Elbette öyle olacak; siz gazeteciler, televizyoncular, yerel yöneticiler, halka kızmaya devam. Çatlamaya da.

İnsan biraz sıkılır.

Ne yapacaktı millet? O çöpleri ceplerine koyup eve mi götürecekti? Köpük köpük şikâyet edeceğinize o belli mekânlara üçer adet çöp çukuru açamaz mıydınız? Bir metre eninde, yarım metre derinliğinde çukurlar kazıp, kenarına “çöp çukuru” tabelâsı koyamaz mıydınız?

Veyāhut; en ucuzundan, eskimiş, atılmış iki traktör lâstiği bıraksanız da, halk çöpünü giderken oraya koysa, lâstik içindeki çöpleri ertesi gün ya da o akşam bir belediye işçisi toplayıverse… Kıyāmet mi kopardı?

Ama olmaz!

İlle de; halk pasaklı, düşüncesiz insanımız cāhil diyecek ve zevkleneceksiniz. Ve de yıllar yılı milleti küçümsemekten yorulmayacaksınız.

Yuf!

Adam profesör… Dedi ki televizyonda: “Biz üç tāne profesör geçen yıl Avrupa’ya gitmiştik.” Doğrusu: “Üç profesör geçen yıl Avrupa’ya gitmiştik…”

O kişi adına utandım. Bre gāfil! İnsandan söz açarken tāne kelimesi kullanılmaz. Üç tāne ceviz, dört tāne muşmula denir de, iki tāne öğretmen, beş tāne doktor söyleyişi ayıbın ta kendisidir.

Kimilerinde kafa var ama içinde beyin yerine çöp bulunuyor. Gene bir emekli general. Ekranda hant hant ötmekte fakat “Bekā meselesi” diyemiyor, a harfini kısa kesiyordu. Yazık.

Örnek çok.

Futbol kulübü başkanı, hakem yerine durmadan “hakem” diye öğürüyordu. Bir yazık daha.

Tartışma programı var, merakla ekrana bakıyor, izliyorum. Doktor unvanlı biri konuşacakmış. Programı takdim eden ebleh diyor ki: “filân üniversitede öğretim üyesi”

Breh breh breh!

A be kardeşim, sādece profesör ve doçentler öğretim üyesidir, geri kalan doktor ve okutmanlar ise öğretim görevlisi.

Görüyorsunuz… Ortalık çöpten geçilmiyor.

Ne yapmalı?

Yerel yöneticiler, siyāsiler, gazeteciler, üniversite hocaları mutlaka Türkçe öğrenmeli.

İlk, orta ve lise öğretmenleri de dilimizi iyi kavramalı. Nasıl? En az üç-dört ay kurslara tābî tutularak.

Sıkıldınız ama devām etmeliyim. Bu kulaklar koskoca ekonomi uzmanlarının “Sermāye Birikimi”ni, tasarruf, para biriktirme sanışlarına defālarca şāhit olmuştur.

Efendiler!

Sermāye birikimi (yāni kapitâl stoku) fabrika, atölye kurmak, üretim araçlarına yatırım yapmak demektir. Paraca zenginleşmek değil.

İyi de fark edenler nerede?

Kimler eğitip öğretiyor ve ortaya salıveriyor bunca çöp beyinli, sözümona aydınları? Bu baş belâlarını? Ha?

Etrāfımız, ortaya salıverilen yarım yamalak karakterlerle dolu. Peki, ne dediğini, nasıl dediğini bilen münevverlere ne vakit kavuşacağız? Şaka zannetmeyin. Derdin büyüğü budur.

Yine televizyon başındayım. Anlı şanlı bir hanımefendiye soruldu:

“Annenizi çok mu seviyorsunuz?”

Cevap:

“Maalesef çok seviyorum”

Hanım ne dediğinden habersiz. Anlaşılıyor ki, çöp beyinli biri daha ortalığa salıverilmiş. Eline koca koca diplomalar verilip.

Pöh!..

Vah benim hanımefendilerim, beyefendilerim. Yerel yöneticilerim, aydın geçinenlerim!

Öğretemeyen öğretmenlerim!

Vah…

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir