Bir Cümle

20 Ocak 2017

 

Gürbüz Azak

 

“Şarkı okunmaz, yaşanır!”

Söyleyen, büyük usta Mustafa Sağyaşar. Yedi-sekiz yıl önce bir televizyon programında duymuştum. Yerden göğe kadar haklı. Bir besteyi yaşayarak aktaranlara o yüzden “Yıldız” deniyor zāhir, ötekilere “Şarkıcı” denip geçiliyor. Vee… Yıldızlar hiç ölmüyor.

“Resim el ile değil kafa ile yapılır.”

Buyurun, müthiş bir cümle daha. Sāhibi, ünlü ressam Pablo Picasso. Demek istiyor ki: Bu işin de bir matematiği, estetiği, feryādı var, yığınla birikim ve yorgunluk ister. Ancak, beyni ve yüksek hayalleri olanlar resme el atmalı.

Yanlış mı?

“Artık hayatımı yaşayacağım.”

Geçenlerde bir gazetecinin, seksenine girmiş (ünlü yazar ve yönetmen) Vody Allen’a “Bundan sonra ne yapacaksınız?” diye sorduğunda aldığı cevap bu. Cümle fazlasıyla önemli. İnsanoğlu şu çağda, işi, çevresi, şehirlerin çekilmezliği, başarı yorgunluğu gibi kıskaçlar ortasında ömür tüketiyor. Şöyle; serāpā, gönlünce günler geçirmeğe hasret. O ne der, bu ne düşünür, renkli, dikenli teller içinde mahpus.

Evet, ān erken gelmeli ve insan kendine kavuşmalı.

“Türkü anlamak için türkü dinlemek gerek!”

Bu cümle bir kartona yazılmış, çerçevelenip duvara asılmıştı. 1959 (ya da 60)… Ödemiş’de halk ozanı Hüseyin Fil’in küçücük dükkânında görmüş, fecî şaşırmıştım. Altında Şemsi Yastıman imzāsı vardı. Şaşkınlığım şundan: Aynı cümle çok farklı anlamlar içeriyordu:

“Türk’ü anlamak için türkü dinlemek gerek!”

“Türk’ü anlamak için Türk’ü dinlemek gerek!”

“Türkü anlamak için Türk’ü dinlemek gerek!”

“Türkü anlamak için türkü dinlemek gerek!”

Hangisi doğru? Gāliba hepsi. Rahmetli Yastıman üstād, “Buyurun size sır yüklü bir cümle” diyerek bizleri bol çağrışımlı, sevimli bir hınzırlığa iteliyor. Rahmetler dileyelim.

“Şimdi değilse ne zaman?”

Bu sözü büyük şair Necip Fazıl’dan sıkça duyardım. Hattā bir yazımda da konu edinip aynı cümleyi başlık yapmıştım. Haftasına öğretmen bir okuyucum çıkageldi. Durup durup teşekkür ediyordu. Meğer iki-üç yıldır hanımıyla “Bir araba alsak mı?” deyip duruyorlarmış. Ama nedense karar veremiyorlarmış. Yazımı görünce o saat bir galeriye gidip arabayı almışlar. “Şimdi değilse ne zaman” demişler.

“Doğduğunuz yere gidiniz.”

Yaşı altmışı-yetmişi geçmiş hastalara son yıllarda Batı’lı doktorların yazdığı tek cümlelik reçete bu. Keşfedilmiş ki; insan beyni ve bedeni, son demlerde çocukluğun geçtiği coğrafyayı özlermiş. Oranın havasına, suyuna, meyvesine, ortamına hasretlenirmiş. İnsan bünyesi doğduğu iklimde tekrar yeşermeğe özenirmiş.

“Sarı renkte sarı, mavide mavi yoktur.”

Bu cümleyi 1950’lerde ressam İbrahim Çallı’nın öğrencisi, benim de resim hocam Besim Yazıcı’dan duymuştum. İlâve etmişti: “Kırmızıda kırmızı, beyazda beyaz bulunmaz. Bir şey her rengi kabullenir de birini reddeder, iteler. İşte bu reddedilen, dışlanan rengi biz o şeyin rengi zannederiz.”

Ne oldu şimdi, iş nereye vardı? Şuraya: Her görüneni ardında başka ve asıl gerçek duruyor. Belki de duyulup bilinenlerin de gerisinde zor fark edilen hakikatler mevcut. Ne dersiniz?

“Futbol basit bir top oyunudur.”

Öyle mi ki?.. Birkaç yıl önce uyandım. Futbol basit bir oyun değil. İçinde; azim, hüzün, zafer, istikāmet, yarış, bale, estetik, fedākârlık, matematik, ticāret, toplu sevinçler ve hayātın dağdağasından kurtuluş gibi nükteler de taşıyor.

Onbinler yok yere koşmuyor (sevdiği renklere bürünüp) stadyumlara, berāberliğe ve sağlığa. Zamānın tadına varmaya.

“Zafer hasar ister.”

Bu cümle de içi fazla yüklü bir hüküm. Katılırım. Başarmak, var olmak, yarınların sāhibi bilinmek, sağlam kalabilmek isteyen kişi, toplum ve devlet, bāzı hasarları göze alacak. Orduların dahi hasarsız zafer kazanması mümkün değildir. Hasardan ürkenler muzaffer olabilemez.

“Hani, sokak köpeklerine aldığın sosisler var ya, onlardan bize de alsana.”

Bu cümle de bizim hanıma āit. Duyunca şaşırdım, sonra biraz tuhafça ve gülerek baktım. Hanım da gülmeğe başladı. Dediğini yaptım tabiî. Emir büyük yerdendi.

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir