Bir millet, bir gece ayağa kalktı ve kükredi: “Yeter, buraya kadar!..”

22 Temmuz 2017

Rahim Er

Bu makalenin birinci kısmı, herkesçe malum olandır; onları herkes yaşadı, o kadar ki yaşananlar bunlardan da ibaret değil; biz, bir hafıza tazelemesi için satırbaşlarıyla hatırlatma yaptık.

İkinci kısımda, dün-bugün-yarın tarih seyrinde tekrarlar ve benzerlikler, hayret uyandıracak bir manzarayla yaşanası gerçekliktedir.

Son kısım, makale yazılırken tecelli etmiştir; kabuller, insanı tesadüfle hakikat arasında götürüp getirebilir.

*

15 Temmuz günü mahallî medya ile alâkalı bir toplantı için Konya'daydım. Toplantı, akşama kadar devam etti. Birçok konuşmalar oldu. Son konuşmayı Başbakan yardımcısı Sayın Numan Kurtulmuş yaptı. Ardından yemeğe geçtik. Toplantı ertesi gün de devam edecekti. O toplantıya da Hükûmet adına Kültür Bakanı Sn. Nabi Avcı iştirak edecekti… Günün, gündemin değerlendirmesi üzerine çeşitlenen sohbetlerle yemekte geçen süre uzamış, odama çıkmam saat 21 sularını bulmuştu. Biraz sonra sosyal medya ve telefonlardan haberler almaya başladım. Bu yazışma ve konuşmalarda:

– İstanbul'da Boğaz köprüleri tek yanlı olarak trafiğe kapatılmış, asker de görülüyormuş, darbe söylentileri var, deniyordu. 

Bu tedirgin haberlere cevap olarak:  

– Gecenin üçü dururken akşamın dokuzunda darbe mi olurmuş? DAEŞ'in saldırı yapacağına dair bir ihbar alınmış ve bundan dolayı askerden yardım istenmiştir, karşılığını verdim.

Adı geçen terör örgütü, birkaç gün evvel Paris'i kana bulamıştı. Hem saat ve hem de zamanlama olarak mantıken böyle düşünmek normaldi. Üstelik darbe yapacak olanlar, köprüleri tek yanlı olarak trafiğe kapatma şaşkınlığına düşer miydi?

O andan itibaren bir taraftan televizyon kanallarını takip ederken bir taraftan da İstanbul ve Ankara'daki bazı tanıdıkları arayarak net bir bilgi almaya çalışıyordum. Henüz sağlam bir malumat elde edememişken TV’den Başbakan Sn. Binali Yıldırım'ın "Bir kalkışma olduğu anlaşılıyor, bunlara pabuç bırakılmayacaktır!" dediği işitildi. TRT'de "Yurtta Sulh Konseyi" diye kendilerine ad vermiş bir cuntanın korsan bildirisi okundu. Cumhurbaşkanına Sn. Recep Tayyip Erdoğan TV’lere bağlanarak milleti meydanlara çağırdı, "Ben de geliyorum!" dedi… Millet, sel olup meydanlara aktı. Kadını ve erkeğiyle her yaştan vatandaş, o ân ölmeyi ve korkmayı unutmuş bir ruh haliyle tankların altına ve üstüne, bombaların altına, kurşunların karşısına yürüdü…

Hainler MİT'i, TBMM'ni, Külliyeyi, gencecik delikanlıları, yaşlı dedeleri, anaları-bacıları bombalıyorlardı. Darbeciler, kudurmuş canavarlar gibi saldırırken millet, hava limanları, meydanlar ve köprülerde destanlar yazıyordu. Sanki Bedir şehidleri, Mohaç şehidleri, Çanakkale şehidleri, sanki Kut'ül Amara şehidleri, onlarla beraberdi. Köylülerimiz de üzerlerine düşeni yapıyordu. Kazan'lı çiftçiler zekice bir buluşla çare üretmiş, jetler kalkmasın diye ekin tarlalarını ateşe vererek semayı dumanla kuşatmışlardı. Canhıraş ve yiğit direnişler, minarelerden  okunan Salalarla daha bir coşmuştu. Bir darbe adeta naklen yayınlanıyordu. Bu tarafıyla da bir ilkti.

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir