Bir Ölü

17 Nisan 2018

Gürbüz Azak

AYIP, yakışıksız, çirkin bir hâl. Sāhi neden ölüleri bunca severiz de diriler umurumuzda olmaz? Ya da sevmek için ne diye bazılarının ille de ölmesini bekleriz?

Sait Faik’i öldü de sevdik.

Orhan Veli’yi, İbrahim Çallı’yı, Sādettin Kaynak’ı öyle. Cemil Meriç’i, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı bile ölümden sonra hatırladık. Bu ne tuhaf bir manzaradır?

“Dur hele, önce ölsün sonra sevelim.”

Sanki yaşarken sevmek enāyilik. Belli:

Bizler körolası geç kalışların en hımbıl esirleriyiz.

Adam ömür boyu resim yaptı. Fransa’da kırk yıl aç ve sefil yaşadı. Hiç yeni elbisesi, ayakkabısı, temiz gömleği olmadı. Bir gün ilk ve son defā gazetelerde haberini okuduk: Meğer neymiş?.. “Ünlü Türk ressam Fikret Muallâ, güney Fransa’da…” vefāt etmiş.

Ne çok tanıdığı, hayranı olduğunu daha sonra öğrendik. Hakkında yığınla hātırā, kitap, takdir hükümleri neşredildi. Eserleri galerilerde tekrar ve tekrar sergilendi. Avuç içi kadar resimlerine bile milyonlarca lira değer biçildi.

Öldüğü gün fark etmişler. Hastaymış, günlerdir sādece su ile yaşamış.

Onca dost, ahbap, Fikret Muallâ’yı sevmek için tam kırk yıl ölmesini beklemiş.

“Evvelâ ölsün, sonra severiz” demişler zāhir.

Örnek çok.

Adnan Menderes’i, Turgut Özal’ı, Peyāmi Safā’yı sağ iken taşlara çalan biz, göçtükten sonra koyacak yer bulamadık.

Uğur Mumcu, 40 bin satan gazetede 10 bin kişinin okuduğu bir yazarken ölümünde 100 bin kişi yürüdü. Sağlığında neredeydi bu millet?

Nerede olacak, ölmesini bekliyorlardı.

“Dur hele, önce ölsün sonra sevelim” diyorlardı.

Abdülhak Şināsi Hisar (ki İstanbul’u en güzel anlatan kalem) bir dost evinde sığıntı gibi yaşadı. Ünlü bestekâr Mustafa Nāfiz Irmak beş parasız vefāt etti. 1950’li yılların meşhur sanatkârı Şerif İçli öldüğünde cebinden 75 kuruş çıktı. Bütün sermāyesi bu kadarcıktı.

Demek ki; çevresi kayıtsız, dostları ilgisiz, dinleyicileri umursamaz idiler. Aynı kültür dāiresinde yaşayan bizler kıymetlerimizden kıyı bucak kaçıyorduk anlaşılan.

Yāni:

Hele bir ölsün, sonra severiz” diyorduk.

Biz dirileri sevmiyoruz… Anlatırlar ki, şehrin birinde dönemin değerli şāiri için bir heykel yapılacak. Kampanya başlamıştır. Şāir bir ara sorar: “Şu benim heykel kaça çıkacak?” cevap verirler: “10.000 altına.”

Şāir az düşünür ve usulca söylenir: “Bana ayda bir altın verin, ben her sabah gelir o meydanda akşama kadar dikilirim.”

Bize pek yakışan bir hikâyedir.

Biz dirilerimizi sevmeyiz efendim.

Dahası, iyi de adam yeriz.

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir