Bir Yara

Gürbüz Azak

NE derse desinler, duyasım gelmez. Bunca yıldan sonra edinebildiğim tecrübeler şunu işāretliyor: Aslolan “Yüreği yaralı” adamları bilmek, bulmak ve onlardan nasiplenmektir. İz’âna, irfâna öyle ulaşılıyor. Bu, yüreğinden yaralı adamların gayretiyledir ki (Dikkat buyurun) okullar okula, şehirler şehire benziyor yetmiyor; sanat, ekonomi, siyâset, tefekkür, adâlet, görgü, yükseklik kazanıyor.

Rahmetli Adnan Menderes’i hatırlayın. Annesi ile babasını verem illeti, kardeşini sıtma belâsı götürüyor. Bu başedilmez yaralar henüz çocukken yüreciğine oturmuştur. Yetim Adnan’ı Başbakanlığa kadar taşıyan sebep işte bu yaralardır. Yönetime gelmiş, Anadolu’da yüzlerce Verem Savaş ve Sıtma Savaş Dernekleri kurmuş, çok özel hekimler yetiştirip ülkeden verem ile sıtmanın kökünü kazımıştır.

Susuz, ışıksız, üretimsiz köylerin çocuğu Demirel’in illkokul öğretmeni Hâfize Hanım’ın oğlu Turgut Özal’ın çıkagelişlerinde böylesi yaraların önemi yok mu sanırsınız?

Tıpkı bu örnekler gibi, başarısı yüksek rejisörlerin, yazarların, hocaların, ilim ve fikir ehlinin, idârecilerin tamâmı, yüreklerinde kimselerin sezemediği yaralar taşır. Vakt erişir, içten içe sızlayıp duran bu yaralar hizmete dönük enerjiler hâline gelir. Elde değil, çevre de onları hemence sevmek, sahiplenmek ihtiyacı duyar.

Öyledir…

İnsanoğlunun yaraları büyüktür.

Yakından tanıdığım Metin Erksan, Yılmaz Duru, Sırrı Gültekin gibi sinemacıların… Tarık Buğra, Ahmet Kabaklı, Ergun Göze’lerin… Muharrem Ergin, İbrahim Kafesoğlu, Sedat Eldem gibi hocaların tamâmı yüreklerinde bu yurt, bu kültür ve bu inan için yaralar taşıyordu. Yaralı olmasalar önde duramazlardı, cesur olamazlardı.

Diyor ve, izleri silinemez üç muhterem hanımefendiyi aynı cesârette ve yükseklikte hatırlıyorum: Sâmihah Ayverdi, Nezihe Araz ile Safiye Erol. Bu üç kıymetin de yürekleri yaralı idi. Hep bu toprağa ve tarihine yakışan düzgün, çaplı nesilleri özlediler. Ötelenmiş, itelenmiş, ne kadar değer, güzellik, estetik varsa, arayıp bulup göz ve insaf hizâmıza taşıdılar. Bir ömür boyu çabalayıp yoruldular. Ne mutlu ki, arkalarında kendileri gibi yüreği yaralı güzel insanlar bırakabildiler.

Emâneti, gayreti devrettiler de gittiler.

Size bir sır…

Adlarını saygıyla andığım bu karakterlerin (Kendilerinin de farkında olmadığı) müthiş bir hususiyetleri vardı. Onlar en olmayacak zamanlarda ortaya çıkıp; densizliğe, vefasızlığa, taklitçiliğe, tüm ezikliklere ömür boyu basbayâ meydan okudular.

Bu heybeti, bu başkaldırışı onlara bahşeden yegâne sebep; inanın, küçücük yüreklerine sığmış devâsâ ağrılardı, sızlayıp duran yaralardı.

Hiç şaşmam, iddia ederim:

İnsanoğluna yaralar yakışıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir