Boğum Boğum

1 Haziran 2017

Fatma Pekşen

 

Bir insan beş ayda bu kadar çok semirebilir mi? Ben gittiğimde, yani güzün sonunda bu kadar etli butlu değildi. Şimdi ise, bacaklarını sekiz-dokuz aylık tosuncuk bir oğlan çocuğunun boğumları gibi uzatıyor gözüme gözüme. Sanki banyodan yeni çıkmış, sanki annesi yumuşak mavi havlusuyla boğumlarından öperek kurulayacak. Sanki sıcak sudan kızaran bedenine pamuklu tulumunu incitmeden geçirecek… Ve incitmeden ayıcıklı beşiğine yatıracak. O uyanasıya fasulyeleri verevine dilerek akşamlık aşlarını pişirecek. Yanında cacıkla; üstüne nane serpilmiş cacık!..

           Cacık dedim de…

Dün öğleden sonra Fadime, Medet’in karısı Fadime, bir mavi leğen dolusu nane getirdi. Her zaman yaptığı gibi soluk çehresi, geriden gelen gizli gülüşüyle uzattı: “Dün akşamüstü kırkmıştım da… Geldim bulamadım. Azıcık soldu ama nasıl olsa hepsi de kuruyacak değil mi?”

Tabii bulamazsın beni. Tam gün pastanede, sonrasında da bir yakınımın hasta ziyaretinde olduğumu nereden bileceksin ki?

Soluk da olsan, gülüşün çok gerilerden de gelse, Fadime seni seviyorum. Naneleri yarı kurumuş olarak getirsen de seviyorum. Bir de şu çocuklarına doğru düzgün bir isim taksaydın ya. Şimdi söyleyecek olsam, gene o gerilerden gelen gülüşünle, “bırakmadılar ki ablam, köydeyken kaynanamla kaynatam koymuştu buncağızların adını” diyeceksin.

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir