Büyümek

15 Aralık 2018

Gülnar Nezerova

İşteydim. Öğle arasıydı. Ofisde kimsecikler yoktu, herkes yemek için dışarı çıkmıştı. Hava çok yağmurluydu. Ancak iş arkadaşlarım sabahtan beri dinmeyen sağanak yağmur eşliğinde dışarıda yemek yemeyi tercih etmişti. Bense bu fikrin gereksiz olduğunu düşünmüş ve onlarla beraber gitmemiştim. Zaten o kadar da aç değildim.

Yerimden kalkıp kendime bir fincan sıcak kahve aldım, dolaptan dün aldığım bisküvileri de çıkartıp tabağa koydum. Kahvemle tabağı elime alıp pencere önüne geçtim. Amacım yağmurun benzersiz manzarasıyla kahvenin dinlendirici kokusunu bir araya getirip azıcık beynimi rahatlatmaktı. Altıma sandalyemi de çekip oturdum.

Gerçekten de sonbaharın manzarası görülmeye değerdi. Ağaçlardan düşen yapraklar yağmur damlaları altında ıslanmış, tuhaf bir güzellik ortaya çıkmıştı. Sarı, kırmızı, turuncu, yeşilimsi gibi birbirinden çok farklı renklerden oluşan yapraklar toprağı rengarenk bir görünüme kavuşturmuştu. Galiba güz mevsiminde sıcak renklerin dili konuşuyor ve tüm tabiat suskunlaşıyor. Manzarayı izledikçe insanın içi ısınıyor. Tabi bir de yağmurun, içime huzur veren melodileri hatırlatan sesini duymak mümkün. Doğanın güzellikleri gerçekten de çok farklı ve anlamlı. Ancak biz hayatımızı o kadar hızlı yaşıyoruz ki tüm bu güzellikleri görmemiz imkansız. Hep şikayet ediyoruz. Neden yağmur yağdı? Neden rüzgar esdi? Neden şimşek çaktı? Neden sıcak? Neden soğuk? Neden büyüdük? Neden çocuğuz? Neden yaşlıyız?..

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir