Denizden Gelen Çiçek

12 Kasım 2018

Mümine Kızılırmak

Bir yokmuş, biri yokmuş…

Evvel zaman içinde, şimdi ve gelecekte hiç kimse yokmuş. Varlığının bilinmediği, sadece adının kulaktan kulağa duyulduğu bir şehirde kimse yokmuş.

Sahil kenarında, minik sokaklarıyla öylece duran şehrin tek garip yanı, içinde kimsenin yaşamaması değil; denizinden gelen çiçeklermiş. Öyle ki her sabah dalgalarla birlikte kıyıya, nereden geldiği bilinmeyen çiçekler sürüklenirmiş.

Dalga seslerinin yankılandığı bu terk edilmiş şehirde, bazen yağmur yağacak gibi olur, arada güneş açar fakat hiçbir hava olayı sürekliliğini koruyamazmış. Bu şehirde mevsimler birbiriyle kavgalıymış.

Varlığından emin olmadığım şehre bir gün, ağlamak nedir bilmeyen bir adam gelmiş.

Önce kahkahalarıyla yeri göğü inleten adam zaman geçtikçe şehrin sessizliğine bürünmüş. Issız şehirden kurtulup evine dönmek istiyormuş ama daha şehre nasıl geldiğini bilmiyormuş ki geri dönsün… Tüm gitme çabaları denizden gelen çiçekleri görene kadar sürmüş. Yaprakları mavi, ortası ise inciden daha beyaz olan bu çiçekler onu dönmekten vazgeçirmiş. Onları gördükten sonra artık istese de gidemezmiş.

 

Bir yokmuş, ama biri varmış. Evvel zaman içinde kimsenin olmadığı bu şehirde şimdi her sabah sahile inip, dalgaların kıyıya vurduğu çiçekleri toplayan bir adam yaşıyormuş. Topladığı çiçekleri terk edilmiş evlerin bahçesine diker, onları denizden taşıdığı su ile beslermiş. Kıyıdan toplanılan çiçeklere her gün yenisi eklenirmiş.

 

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir