DÎVAN EDEBİYATIN(D)A HASTA OLMAK

23 Haziran 2018

Emrullah Şimşek

Tarih boyunca görülmüştür ki, dünyaya hükmeden, gerek siyasi gerek ilmî alanda söz sahibi olan devletlerin ve imparatorlukların arkasında temelleri sağlam, kelime hazinesi geniş bir dil yer almıştır. Ecdadımız Osmanlı’ya bakınca da bu zengin ve köklü dilin tesirini görebiliriz. Öyle bir dil ki, meşhur Redhouse Sözlüğünü hazırlayan Sir James William Redhouse (1811-1892), “Doksan bin Türkçe kelimeyi bulduğunu, kalan on bin kelimeyi de zaman içinde bulup yayınlayacağını” söylemişti ama ömrü vefa etmemişti. İşte bu zengin dilin, tezahürünü ‘Divan Edebiyatımız’da görüyoruz.

*

Divan şiiri, öyle sanıldığı gibi, gündelik hayattan, yaşanan olaylardan ve müşahede edilen dünyadan yararlanmayan bir şiir değildir. Bununla birlikte, tümüyle geçici hayatın, hal ve durumun tasvirinden ibaret bir şiir de değildir. Aksine bu şiirin söz ve mânâ sanatlarıyla incelmiş̧ ve gelişmiş̧ özel bir dili vardır. Bu yazıda da bu deryanın bir damlası niyetiyle sizlere ‘sağlık ve hastalık’ın divan şiirinde işlenişini paylaşmak istiyorum.

İsterseniz öncelikle divan şiirinin kendine has tıbbî terminolojisinden birkaç misalle bahsedelim:

 

Doktor: tabîb, hekîm, cerrâh, mu’âlic, fassad ve haccâm

Hasta: sayru, hasta, bîmâr, pür-derd, marîz, sakîm, alîl ve mübtelâ

Tedavi: tedbîr, teşhîs, nabz, müdâvâ, tîmâr, ihtimâ

Hastalık: maraz, illet, sudâ’, humâr, teb, hummâ, şîrpençe, hafakân, yerekân, zükâm, remed ve sebel

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir