DÖNÜŞ

23 Haziran 2018

Selma Gültekin

Sıra servili uzun yoldan bugün, nice kervanların taşıyamayacağı bir ağırlık ve hüzünle yürüyordu.

Yirmi yıllık meslek hayatını doldurmuştu.

Nice badireler atlatmış nice ağır imtihanlardan geçmişti. Her şey tersine gidip tam bitti dediği anın ötesinde küçük sevinçlerle gelen büyük mutluluklar yaşamıştı. Heybesinde nice acılar, nice hüzünler ve nice sevinçler biriktirmişti. Nice dağlar aşıp nice yollar geçip nice evler düzeltip de gelip insanoğluna çarpmıştı. Ama hiç birisi bu sefer ki kadar ağır değildi…

O, yıllarca ellerinde şekillenen talebelerine;

“Sakın vazgeçmeyin, yılmayın. Güzelliğin ve başarının önce hayali ardından rüyası görülür ve sonra elde ettiğiniz güzelliğin bedeli ödenir. Bedelini ödediğiniz şey sizindir” derdi…

 

Ama şimdi, ne olmuştu da kendisi vazgeçiyordu…

Artık sinsice yapılan planlardan, insanların birbirinin yüzüne gülüp de arkasından kuyusunu kazmasından, küçüğe büyüğe nasıl zarar verir, diye düşünmeden sözüm ona özgürlük adına icra edilen işlerden, etiket düşkünlüğünden, menfaatperestlikten, kibrin tuzağına düşmüş ama sürekli başkalarını kibirlenmekle suçlayanlardan, ye kürküm ye anlayışından, her daim başköşelerde ağırlanmak isteyenlerden, halin nedir sormadan hep kendisinin sorulmasını aranmasını bekleyenlerden, mertlikten uzak ilişkilerden… Hepsi, hepsi bir karın ağrısı gibi içine oturmuştu.

Yaşanmışlıklar ve ardına dizdiği yıllar onu kumdan bir kale gibi yıkmaya çalışıyordu.

Nedendi insanoğlunun güzele direnişi, iyiliğe set çekişi, adalete inadı neden?

İnsan… En sarp dağlardan daha sarp, en geçilmez yollardan daha amansız…

 

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir