Geç kalma!

25 Eylül 2018

Mehmet Fatih Oruç

1983 senesinin Mayıs ayı. Sıcaklar tam manasıyla bastırmamış fakat nefes almayı zorlaştıran nem, bu yazın sıcak geçeceğini haber verir gibiydi. Sabahın ilk vakitleri olmasına rağmen güneş kendisini hissettirme telaşına girişmişti. Oysaki Beyazıt Meydanı’ndaki büyük üniversite kapısının önüne yığılmış ve içeriye girmeye çalışan öğrenciler, sene sonu telaşından güneşin sıcaklığını bile hissedemeyecek durumdaydılar.

Dönem sonunun yaklaşması hasebiyle öğrenciler, son imtihan veya bitirme ödevi için bekleşiyorlardı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi; ismi bile insanı etkiliyor. Kazanması güç, okuması daha da güç!

İşte o gençlerden biri de elinde kitaplar ağır ağır üniversitenin yolunu tutmuş gidiyordu. Sanki kalabalıkların içinde değildi. Kafasında bin bir türlü düşüncelerle, başka bir âlemdeydi. Yirmi iki yaşında, uzunca boylu, iri yapılı ve şık takım elbisesi ile yürüyen bu genç adam küçüklüğünden beri farklıydı. Kendine bir gaye edinmişti. Atasını ve bizlere miras kalan bu toprakların eski hamilerini sevmenin, sevdirmenin peşindeydi.

Bu sebep ile girmediği grup kalmamıştı. Sağcısı, solcusu ve bunların içindeki farklı gruplar. Ne kadar değişik fikir varsa hepsini öğrenme peşinde olmuştu. Çünkü kendisine göre bir şeyi müdafaa edecekse onun aksi iddialarının ne olduğunu da bilmeliydi. Ancak bu şekilde onların tezlerine karşı bir antitez üretebilirdi. Ayrıca kendisini bir fikir birliğine adamadan, o düşüncenin, grubun içine adapte olmadan tek başına bu işi yapamayacağının da farkındaydı. Böylelikle yıllar süren bir arayış içine girmişti. Çok şey öğrenmişti. Farklı farklı fikirler ile zaman zaman kafası karışmış olsa da eskilerden almış olduğu eğitim, edep ve terbiye sayesinde hiçbir zaman yolunu kaybetmemişti.

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir