Haşhaşi

14 Eylül 2017

Osman B.Karabacak

Annesi için üzülüyordu. Çünkü Cennete gidemeyecekti!

Bağdat sokaklarında hamallık yaparken tanıştığı ağabeylerini işitince; bir yerine sancı girmiş gibi irkilmişti annesi. Sonra korku ve panikle açtığı gözlerini kendisine dikmiş…

– Sakın, bir daha sakın onlarla görüşme, demişti.

Demişti evet, ama o annesinin sözünü dinlememişti.

“İsmailî onlar” diyorlardı.

“Bilmeden konuşuyorlar” diye düşünüyordu.

Oysa ağabeyler, Seyduna’yı anlatmışlardı. Onun hizmetine girenlerin Cenneti gördüğünü…

“Selçuk hanı ne anlar! Ya da Farslar, Seyduna’nın kutlu davası hakkında ne bilir” diyordu ağabeyler, gizli evlerdeki gizli toplantılarda.

Ağabeyler onu çok sevmişlerdi;

“Tam da hizmet gönüllüsü olacak yiğit” diyorlardı onun için. Kendisi de çok istiyordu cennete gitmeyi; şu kokuşmuş dünyayı düzlüğe çıkarmanın mükâfatı olarak…

***

Bir sabah Seyfettin ağabeyini onu beklerken gördü.

– Müjde, dedi. Kabul edildin kutlular arasına!

Anasına haber vermedi. Öylece bırakıp gitti anacığını, çünkü yasaktı söylemek. Nereye gittiğini hiç kimse bilmemeliydi.

Alamut kalesine ulaştığında kendisine verilen şifreyi söyledi, içeri kabul ettiler.

– Seyfettin ağabey gönderdi, dedi belden yukarısı çıplak, kulağında halka, başında daha önce hiç görmediği türden parlak bir sarık olan uzun boylu insan azmanına.

-Bağdat’tan?..

-Evet.

Kocaman bir odaya alındı. Kendi gibi gençler vardı hep.

Hemen onlardan biri geldi ve başıyla “kendisini takip etmesini” işaret etti. O da konuşmadan takip etti, kimse konuşuyordu ki zaten. Karanlık bir koridordan geçirip yatacağı yeri, giyeceği kıyafeti gösterdi kendisine mihmandarlık yapan delikanlı.

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir