İğne, iplik, sopa, altın

Zamanın hükümdarına demişler ki;
“Efendim bir adam var, size gösteri
yapmak istiyor.”
“Öyle mi, peki neymiş bu adamın hü-
neri?”
“İpliği öyle bir atıyor ki, şu kadar arşın
ötede duran iğnenin gözünden geçiri-
yor…”
♥ ♥ ♥
Hazırlıklar yapılmış, hükümdar da ge-
lip yerine oturunca işaret vermişler ve
gösteri başlamış. Gerçekten de adam
öyle bir nişan almış ve öyle bir fırlat-
mış ki… elindeki iplik gitmiş ve orada,
taa uzakta dikili duran iğnenin gözün-
den geçivermiş.
Hayret ki ne hayret! Büyük bir alkış
kopmuş; hatta izleyenler öyle çok be-
ğenmiş ki, tekrar tekrar attırmışlar ip-
likleri iğnenin gözüne gözüne…
En sonunda selamı çakmış mahir
adam, belli ki bahşiş istiyor.
O zaman, hükümdar demiş ki;
“Şu adama kırk altın verin, kimsenin
yapamadığını başardığı için… Ardın-
dan da, acımadan kırk sopa vurun…”
Sonra meraklı gözlerle kendisine ba-
kanlara dönüp, zihinlerinden geçen
sorunun cevabını vermiş:
“Hiç kimseye yaramayan bir işle öm-
rünü ziyan ettiği için!..”
♥ ♥ ♥
Nice yârin zülfüne dokunmayacağını
bilsem, diyeceğim ki; acaba günümüz-
de de, boş işlerle uğraşmaya aynı karşı-
lık verilse halimiz ne olurdu?
Bir gün içinde, dünyaya veya ahirete
yarayan işlerimizin oranı nedir? Kaçta
yatıyor, kaçta kalkıyoruz? Gündüzle-
rimizde ne konuşuyor ve geceler boyu
neleri izliyoruz? Akıllı telefonların ak-
lını nelerle meşgul ediyoruz? Gazetele-
rin hangi sayfalarını okuyoruz?
♥ ♥ ♥
Fakat bizim için, hepsinden önemli
olan asıl soru şudur:
Çıkardığımız dergi rahatça okunabili-
yor mu?
Verilen bilgiler okuyana faydalı oluyor
mu?
Yoksa kazanmak için ömür verdiğimiz
şey için biz de sopa mı yiyeceğiz; kim-
senin işine yaramadığı için!
♥ ♥ ♥
İnanıyoruz ki, iğne deliğine iplik fırlat-
mak özlenen hüner değildir.
Marifet; iğnendeki iplikle, ayrı kumaş-
ları birbirine tutturmak, dikmek, bir-
leştirmektir.
Dîvanyolu’muzun da vazifesinin, işte
bu olduğuna inanıyoruz.
Z

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir