İlla Edeb!

17 Ağustos 2018

Sevde İnanç

Edep bir tâc imiş nûr-ı Hudâ’dan,

Giy ol tacı emîn ol her belâdan.

Hayatın bütününe hakim olan bir kavram edeb. İçinde bulunduğumuz tarih ve coğrafya ekseni, biz Anadolu Müslümanları, edebi ahsen-i takvîmle hayata yerleştirmiş, intizam-ı ilm haline getirmiş, hayatın tüm şubelerinde göstermiş bir Akvam-ı İslâmiyeyiz. Dinimiz, baştan başa edeptir, İslam ahlakıdır. Merhum şairimiz Yunus Emre’nin dediği gibi;

Girdim ilim meclisine, eyledim kıldım talep,

Dediler ilim geride illa edep illa edep.

Edep iki nevidir: Edebü’n-nefs ve edeb’üd-ders. Nefsî olan edep, kişilik özelliklerini teşkil eden ahlak ve terbiye, dersî olan edep ise insanların amelini düzenleyen, eskilerin diliyle âdâb-ı muaşerettir. Devr-i Osmanlı’da kimsenin yüksek sesle konuşmadığı, huzur ve sükûnun hâkim olduğu; edep, cömertlik, âdeta gözle görülürdü. Bunların çoğu tasavvuf terbiyesinin evlere nakış nakış işlenmesiydi. Akşamları huzur sohbetleri yapılır, Kur’ân-ı Kerîm ve Hadîs-i Şerifler okunurdu. Hele Ramazan ayında evler sanki birer Cennet köşesi… Cumbalı, kafesli, payandalı evler… Bu evlerin içi ve duvarları birer aile terbiyecisi. Duvarın bir yerinde “Yâ Hafîz” bir başka yerinde “Yâ Mâlike’l-Mülk” yazısı görünürdü. (İyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı, bütün davranışları birlikte zapt edip koruyan, fakirlikten kurtulan, mülkü çok olan ve rütbesi, makamı yükselen demektir.) Diğer odalar da farklı değildi. Her oda, her duvar dünyanın fâni olduğunu hatırlatır, şu üç günlük dünya hayatının hiçbir insanı kırmaya ve incitmeye değmeyeceğini ifade ederdi.

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir