İrfânımızı Öldüren Sekülerleşme

25 Kasım 2017

Mahmut Haldun Sönmezer

“Bu ümit, Neriman’ın neşesini iâde etti. Fakat tramvay biraz ilerledikten sonra Neriman parmağıyla Fahriye’ye caddede bir şey gösterdi:
– Allah aşkına bak! dedi, yol üstünde mezârlık olur mu? Koskoca cadde… Ortasında mezârlık… Mezârlar arasında yaşıyoruz.”
Yukarıdaki pasaj Peyami Safa’nın 1931 yılında basılan ünlü romanı Fatih-Harbiye’de geçer. Modern bir yaşantıyla kadîm değerlere bağlı bir hayât arasında bocalayan, hayrânlık duymaya başladığı Garp’la ait olduğu Şark arasında gidip gelen Neriman’ın sözleridir bunlar. Bu sözler, şehrin ortasında mezârlık görmeye tahammül edemeyen bir insanın hâlet-i rûhiyyesini yansıtır bize.
Dîn ve dünya işlerini birbirinden ayıran lâiklik umdesinin anayasaya girmesiyle başladığını zannederiz her şeyin. Hâlbuki bu romanın yazıldığı yıllarda lâiklik henüz Türkiye Cumhûriyyeti anayasasına girmemişti. Bölünmüş bir kimlik ve kişilik inşâsı anlamına gelen sekülerleşme ise çok önceden girmişti hayâtımıza. Ve rûhumuzu kemirip mânâmızı iğdiş eden bu illet, bizi kültürümüzün merkezindeki tevhîd idrâkinden de uzaklaştırdı.

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir