İstanbul’un Kokusu, Çocukluk Yıllarımızın Ruhu Ihlamur

23 Haziran 2018

Hülya Günay
İstanbul, kokusunu ıhlamurdan alır da; çocuk ruhumuzun yoğrulduğu cami ve türbe bahçelerindeki gölgeler, ıhlamur ağaçlarının değil midir?
Ihlamurlar burcu burcu doldurunca havayı, çocukluk hatıralarımız canlanır.
Hemen hepimizin bu ağaç ve güzel kokusuyla, şifalı çayıyla hatıraları vardır.

 

Anneannemin kibar, minicik bir odun sobası vardı. Kanaviçe işleme, kar beyazı divan örtüleri, sobanın dibinde el işi yastıklar, yer minderleri. Yanmaya başlar başlamaz, kenarları nar gibi al al olan sobanın üzerinde özel ıhlamur çaydanlığı, arada hızlı kaynayınca hoplayıp, yerinde duramayan çaydanlık kapağı, bizim eğlencemizdi. Fokurdadıkça misler gibi kokusu odaya yayılırdı. Ihlamur bardakla buluştuğunda, o güzel görüntüsü ile “bir süre beni izle, sonra içersin” diye mesaj verirdi. İlk demini alırken altın sarısı renk, iyiden iyiye demlenince kendini kırmızının tonlarına bırakırdı.
Mahallede bir komşunun bahçesinde ıhlamur ağacı varsa, sırası ile bütün komşuların ıhlamur toplamaya geldiği olurdu. Bu ağaç, çevresine kurduğu dostluk köprüleriyle sahibine, paylaşmanın mutluluğunu yaşatırdı. Hani denir ya; o da “başın gözün sadakası” olurdu.
Ara sıra yaşanan küçük kazalar ile nükteli hatıralar yaşatan, bugün bile yüzlerimizde tebessüm bırakan vakalar… Ağaçtan düşen teyze belini incittiğine mi, kolunun sargısına mı yansın, ucuz atlattık diye dua mı etsin yoksa eşinden yediği kuvvetli fırçayı mı sindirsin?
– Ah hanım ah! Sanki çarşıda ıhlamur yok, ben sana ağaç tepesine tırmanmayı yasak etmedim mi? Bundan böyle, bir daha ağaçlara yaklaşmak bile yok!
Yaşadığı trajediyi, mizahla karıştırıp anlatırken, artık fiziksel acılar geçmiş, kendisi de yediği fırçayla eğlenir kıvama gelmiştir.

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir