Karayip Denizi’nde yüzlerce adacık var… Peki neden, bu küçük adalardan birinin adı; BÜYÜK TÜRK (2)

18 Mart 2014

Karayipler’deki Büyük Türk Adası’nın
adının nereden geldiğini çözmek o kadar kolay değil!
Adada yetişen, üst tarafında fesi andıran kırmızı bir çiçek bulunan
“Türk Kafası” isimli kaktüsün bu isimlendirmeye
yol açtığını söyleseler de…

Bazı araştırmacılar bu hikâyenin aslı
olamayacağını bildirirken, “Çünkü…”
diyorlar, “adanın ismi 1688 yılındaki
bir haritada geçiyor ilk defa. O asırda Türk
topraklarında fes diye bir giyim eşyası yok.
Türklerin ve dolayısıyla İngilizce’nin fes ile
tanışması iki yüz sene sonra.”
Evet, Osmanlı Türkiyesi’nde fes 1826’da
giyilmeye başlandı ama Kuzey Afrika ülkelerindeki
mazisi çok daha eski, ve Avrupalılar
oraların insanlarını da “Türk” olarak tanırlardı.
Dolayısıyla, bu noktadan hareket edersek,
“Turk’s Head=Türk Kafası” kaktüsü pekâla
adanın isimlendirilmesinde rol oynamış olabilir.
Ancaak… Asıl ilginci, “Türk adası” ismi
1688’de ilk defa Coronelli adlı meşhur bir
İtalyan haritacının çizdiği haritada yer alıyor
ve bu eser Fransızca. Yani ülkenin şu andaki
resmî adının yer aldığı, elimizdeki ilk tarihî
vesika Fransızca’dır ve “Türk” kelimesi aynen
geçmektedir. Fransızca’da ise “Türk Kafası”
isimli bir kaktüs ismi yoktur!
Adada Türk izi de yok! Öyleyse
“Grand Turk” adı nereden geliyor?
Kim bu Büyük Türk?
Adanın isminin “Türk Adası”
olarak kaydedildiği ilk yer Coronelli’nin
haritası ve Fransızca dedik.
1688 tarihli haritanın adı şöyle:
Archipelague Du Mexique.
Ou Sont les Isles de Cuba,
Espagnole, Iamaique, etc.
Avec les Isles Lucayes, et les
Isles Caribes, Connues sous
le nom d’Antilles. (=Meksika
Takımadaları. Antillerdeki Küba,
Espaniole, Jamaika, Lucayan,
Karaib ve diğer adalar.)
Bugün İngilizce’de “Turks and Caicos” adaları
olarak geçen takımadalar bu haritada “Les
Isles Caiquos” adıyla kaydedilmiş, Grand Turk
adası ise “I. de Viejo, Conciua ou Turks”
olarak yazılı.
Coronelli’nin 1696 tarihli haritasında ise
adaların adı “I. de Caiquos, Caiquos and I.
Turche” şeklinde.
Cockburn kasabasında kordonboyunda
küçük, külüstür bir bina olan Turks and Caicos
Müzesi’nin müdürü arkeolog Nigel Sadler’in,
Paris Bibliotheque Nationale’deki yayımlanmamış
haritalara dayanarak geniş bilgi verdiği bir
makalesi var. Diyor ki: “Türk Adası adının ilk
defa Fransıca bir kaynakta geçmesi ve Fransızca’da
‘Türk Kafası’ diye bir bitki adı olmaması
bu kelimenin bir uyarı olarak kullanıldığını
düşündürüyor. Denizde tehlike olan bölgeler
haritaların üzerine genellikle X işareti konarak
belirtilir. Bunun gibi o devirde denizlerdeki
tehlike de Türk adı ile sembolleştirilmiş olabilir.
Onyedinci asrın başlarında Akdeniz’deki
korsanlara Türk denirdi. Çünkü Osmanlı gemilerinin
mürettebatı Türk idi. Bazı tarihçiler
Coronelli’nin haritasındaki Conciua ou Turks
ibaresini Concina ou Turks olarak okur; bu
durumda da, ‘korsanların, yani Türklerin
toplandığı yer’ demektir.”
Şu işe bakın! “Türk” adı tehlike işareti imiş!
Herhangi bir tehlikeye dikkat çekmek için,
cümle tehlikelerin rumuzu olarak mı “Türk”
kullanılıyordu, yoksa Türklerin bu adada,
bu civarda maceraları mı vardı? Henüz kesin
cevabı verilmemiş bir soru.
Nigel Sadler ile söz konusu haritada geçen
anlaşılmayan iki kelime üzerinde konuştuk:
Conciua ve concina. Çok iyi Fransızca, Almanca,
İtalyanca konuşan mesai arkadaşlarıyla
birlikte, conciua diye bir kelime olmadığını
söylediler, buna rağmen yine geniş bir sözlük
taraması yaptılar, bulamadılar. Böyle bir kelime
sözlüklerde bulunamadığı için, araştırmacılar
kelimede, onyedinci asırda u olan harfin modern
Fransızca’da n’ye değiştiğini düşünerek,
kelimeyi “concina” olarak okumaktaymış. Bu
durumda mânâsı “toplanma, bir araya gelme”
demek.
Türklerin toplandığı ada!
İsmen tescil edilmiştir ki, bu sularda, bu
kıyılarda Türkler cirit atmıştır!
1688’den önceki haritalarda adanın adı İsla
del Viejo olarak geçiyor: Yaşlı Adamın Adası.
Buraların kâşiflerinden Ponce De Leon 1513’te
ilk defa adaya ayak bastığında sadece yaşlı bir
adamın yaşadığını görmüş, böyle isimlendirmiş.
Takımadaların öteki grubu Caicos kelimesinin
ise Lucayan kızılderililerinin dilindeki “cayo”
dan geldiği söyleniyor. Bu da “küçük kayalık
ada” demekmiş. Biliyorsunuz, İngilizce “k”
okuyabilmek için “c” harfi kullanır. Yani cayo,
“kayo”dur. İsterseniz “kaya” deyin!
Bu küçük müzede, Batı yarımküresinde
bulunan en eski, 1500’lerin ilk yıllarına ait bir
gemi enkazı da sergilenmekte. 1970’li yıllarda
ada civarında bulunup 80’li yılların sonuna
doğru çıkarılarak müzeye yerleştirilmiş. Geminin
gövdesinden, kuyruğundan kalıntılar, bazı alet
edevat. Geminin kimliği tartışmalı. Kimi tarihçiler
Kolomb’un gemilerinden Nina olduğunu
söylüyor, fakat kesin bir delil gösteremiyorlar.
Gemi neyse ne de, “Büyük Türk” kim? Artık
“Bu adanın adı nerden geliyor?” diye sormuyorum.
Bizden geliyor, anlaşıldı! Tehlike karşısında
uyarı sembolü olarak kullanılmış bile olsa! Hem
öyle bile olsa, bence durup dururken olmaz
bu, demek ki bu sularda Türkler görünmüş!
Peki, “Büyük Türk” acaba kim?
Benim aklıma Murat Reis geliyor. Atlantik’in
sularında yelken açtığını biliyoruz. Onaltıncı,
onyedinci asırlar Türklerin sularda hâkimiyet
devri. Denizlerin efendisi kaptanlar bu kıyılara
gelmemiş olsun?! İnanmam!
Kolomb’un Yeni Dünya’da ilk ayak bastığı
kara parçasının da burası olduğunu iddia ediyorlar;
sahilde, kumların üzerinde, bu tarihî
adımın hatırasına bir levha çakılı.
Dünyanın en güzel sahil fotoğrafları herhalde
bu kıyılarda çekilir. Kumlar bembeyaz. Ama
bembeyaz!… Deniz cam göbeği, ki bu renge
de bilirsiniz “turkuaz” denir. Bu kıyılar kirlenme
nedir henüz tanımamış. Oturun, denizin
dibini seyredin. Adaların çevresi dünyanın en
iyi dalış mıntıkalarından sayılıyor. “En güzel
sahil fotoğrafları” dedim ama belki ondan da
muhteşemi deniz dibi manzaraları olacaktır.
İkindi vakti gemiye dönmek üzere, kırmızılı
beyazlı faytonumuza bineceğimiz sırada, sabahleyin
tanıştığımız bir adam koşa koşa geldi.
“Bütün kasabada sizi arıyordum.”
Elinde bir dergi. Takımadaların turizm
müdürlüğünün yayın organı. Bu adamla sabahleyin
tanışmıştık. Belediyede işçi imiş.
Bir hayli konuştuktan sonra adanın tarihine
meraklı olduğumuzu görünce az ilerde turizm
müdürlüğü bürosu olan kulübeye koşmuş,
kapalı diye dönüp gelmişti. Meğerse bu dergi
içinmiş telâşı.
Dergiyi verdi. Times of the Islands=Ada
Zamanları
“Borcumuz ne?” dedik.
“Birşey vermeniz gerekmez” demez mi?
Kapkara yüzünde eğri büğrü, iri, sarı dişlerini
ortaya çıkaran mahcup bir gülümseme. Halbuki
o sırada gözüm kuşe kâğıt, büyük boy derginin
fiyatına ilişmişti. Parasız dağıtılan birşey değildi,
4.00 dolardı. Bu insanlar henüz kapitalizm canavarıyla
tanışmamış. Ama yakındır. Bu kadar
göz kamaştırıcı sahillere “modern” insan daha
fazla kayıtsız kalamaz. “Modern” insan gelince
de peşisıra bütün “izm”ler gelir.
Bu gözü tok adalının gayretini karşılıksız
bırakmadık.
Sonra… Adanın nüfusuna yakın bir nüfus
barındıran gemimiz limandan demir aldı.
Karayip Denizi’nde adı “Türk” olan bir ülke
var. Ne sebepten olursa olsun, adı Türk olan bir
ülke… İnsanlarının rengi, dili, dini, hiçbirşeyi
bize benzemeyen ama adı Türk olan bir ülke.

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir