Kemik

E linde kocaman, yassı bir kemikle geldi.
Kendine şaşkın şaşkın bakanların karşısında
durdu, yere oturdu.
Okudu…
Dinleyenlerin gözleri yaşarıp parladı.
Sonra mutluluktan sarıldılar birbirlerine.
Kemikte yazanlara âşık oldular.
♥ ♥ ♥
En mahir hattat, bulunabilen en güzel
kâğıda, en iyi kalemle yazdı.
En süslü kılıfa kondu mektup.
En iyi konuşan elçi, en bakımlı ata binip
yola çıktı.
Muhatap, elçiyi dinledi. Yazılanlara bir
göz attı ve mektubu yırtıp attı!
♥ ♥ ♥
Her mıknatıs, kendine meyyâl olanı
tutar.
Güneşin cazibesi olmasa, dünya onun
çevresinde dönüp durmaz.
♥ ♥ ♥
İster hikmet ile ister fitneyle yüklü olsun…
İster hevâ ile ister ma’nâ ile dolu
olsun… Her mıknatıs; kalabalığın üzerinde
gezinir, tozun toprağın, çerin çöpün
arasında dolaşır ve kendine tutulacak
olanı çeker.
İçinde cevher olan, mücevheratın arasına
taşınır!
♥ ♥ ♥
Bir kitabın, bir derginin, bir yayının
düzeltilecek yerleri elbette çoktur.
Ama içinde cevher olan kişi;
Bir kurumuş hayvan kemiğine bile âşık
oluyor.
♥ ♥ ♥
Gözüyle bakanlardan, kulağıyla dinleyenlerden
korkarım ben.
Bize, “gönlü hayatta olan” kimseler lazım.
♥ ♥ ♥
Biz, çoktan, sizin “kör” dediğiniz kardeşlerimize
dergimizi açtık. Dünyanın
her yerinde, ne kadar görme engelli
varsa, hepsi ücretsiz olarak ulaşabiliyor
ve okuyabiliyor dergimizi.
…..
Hadi… Sizler de şu gözlerinizi kapatın.
Şu kulaklarınızı tıkayın.
Gönlünüze, kalbinize koyun şu sayfaları
ve görün, duyun, dinleyin;
Acaba, Dîvanyolu, gerçekte, ne diyor?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir