Kendi Gök Kubbemiz (Süleymâniye)

17 Nisan 2018

Korhan Kandemir

Devr-i sabâvetimde[1] mahalle camimizde vakit geçirmeyi çok severdim. Ufak tefek boyumla dev kubbenin altında kendimi karınca gibi hisseder, içeride yankılanan seslerin nereye gittiğini merak ederdim. Lâkin seslerin kısa süre sonra kaybolmalarına çok içlenirdim. Duvarlardaki karışık yazılara gözüm takılır sadece Allah (cellecelâluhu) ve Muhammed (sallahu aleyhi ve sellem) ismi şeriflerini tanırdım. Gerisine bakar ve “acaba ne diyor, duvarlarda gördüğüm bunca etkileyici yazılarda” diye, kendi kendime söylenirdim.

Ve bir gün yolum İstanbul’un o muazzam, muazzez yapılarından biri olan Süleymaniye Külliyesine düştü. Artık tanışma vaktimiz gelmişti çok şükür. Bir ikindi vaktiydi. Semâya doğru yükselen minareleriyle câmi-i şerîf âdetâ ellerini kaldırmış Allahü teâlâya duâ halindeydi. Öylece kala kaldım yerimde. Bir müddet seyrettim camiyi, sonra… Sanki bir gizli el tuttu, terlemiş ellerimden. Cümle kapısından içeri çekti beni.

Aman Allah’ım!

Bizim mahalle camisine hiç benzemiyordu burası.

 

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir