Kuş Ebrusu

23 Ekim 2018

Fatma Pekşen

Yeşil bugün daha mı koyulaşmıştı ne! Yas tutar gibi. Hani genç cenazelerinin ilk gecesinde, mevtanın anasının eline ayağına yakarlar ya; tıpkı ondan. Kına koyuluğunda. İç içe geçmiş bin bir koyulukta.

Naciye Sultan iyi bilirdi renklerin hasını. Kına yeşili derdi. Cevizî yeşil derdi. Limonküfü, güvercingöğsü derdi. Aspirin yeşili, türbe yeşili, çayır yeşili, zeytin yeşili derdi. Kimyon rengi derdi üstüne basa basa. Darıçin* rengi derdi. Ne de olsa ucundan kıyısından bir bulaşmışlığı vardı yeşile.

Sonra da, deyip de rahatlayacakmışçasına, bir solukta “yeşil irengi heç sevmem” der kurtulurdu. Gerçi bu sevmeyiş sadece fistan için geçerliydi.

Sabahın erinde bakırcı dükkânını açacak olup, yatsıyı müteakiben kafayı yastığa koyan geçimsiz ihtiyarı söyletmemek için kapatırdı yükdolabının kapaklarını. Gözleri acıyasıya, parmakları uyuşasıya iğnesini kumaşa batırır dururdu.

Vazoda çiçekler, dallarda kuşlar, güllere konmuş kelebekler birer birer, patır patır patlar, hasekiküpeleri, ıtrışahîler cömertçe açardı. Apak kumaşın üstünde, tohumunu atıp, cansuyunu verip, günaşırı sulayıp, günde yirmi kere başına dikilip nüvesinin açılmasını bekleyen bir toprak âşığı gibi papatyalar, koyungözleri, çanakkıranlar, mayıs gülleri belirir, sahibesini sevince gark ederdi.

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

2 comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir