Lâiklik Bir Hayât Tarzı mıdır?

22 Ekim 2017

Mahmut Haldun Sönmezer

Batıda lâiklik, devleti ve toplumu dîn kurumunun yani kilisenin tahakkümünden kurtarmak adına ortaya çıkmıştı. Bizdeyse lâiklik, devlet eliyle toplumun inanç ve inançtan kaynaklanan özgürlük alanını daraltmanın mekanizması hâline dönüştü. Türk tipi lâikliğin misyonu, İslâm dînini; dîn ve vicdân özgürlüğü adı altında vicdânlara kilitlemek, câmiler ve belli toplum alanları dışında İslâmî renkleri devlet ve toplum hayâtından sürgün etmekti.

Lâiklik, sınırları çizilmiş belli bir hayât tarzının zorunlu tercîhi midir yoksa insanlara, ait oldukları inanç ve tercîh ettikleri hayât tarzını rahatça yaşama imkânı tanıyan bir siyâsî ve idârî düzenleme mi?
Seksenli yılların ortalarında gündeme düşüp Türk toplumunu çeyrek yüzyıl meşgul eden lâiklik eksenindeki tesettür, kamusal alan, irticâ tartışmaları çoğu kez bu soru sorulmadan yapılmıştır. Daha doğrusu cevâb, peşinen verilerek lâiklik, onu savunanlarca Batılı hayât tarzı ve modernizmin mütemmimi gibi algılanıp yansıtılmıştır. Avrupa târihinde devlet, toplum, dîn üçgenindeki çatışmayı bitirip uzlaşma sağlamak adına ortaya atılan lâiklik, bizde aksî bir tecellîyle aynı üçgen üzerinde yaşanan çatışmanın fitilini ateşlemiştir. Kavram, Batı’da taraflar arasında sağlanan konsensüsün ifâdesi olarak problem çözen bir mâhiyyete sahipken bizde taraflar arasındaki çatışmanın çıkış noktası haline gelerek kaos üreten bir mekanizmaya dönüşmüştür. Bu târihî paradoksun ortaya çıkmasındaki en önemli etkense bizdeki lâiklik uygulamasının Batı tipi lâiklikten, özellikle de Anglosakson ülkelerindekinden, çok farklı olması; bîtaraf olması gerekirken belli bir hayât tarzını idealize ve icbâr etme esâsı üzerine oturmasıdır. Tarafsızlığı temsîl edecekken belli bir tarafın sembolü haline dönüşmesidir.

 

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir