Leylâ Bir Özge Cândır

23 Ekim 2018

Korhan Kandemir

Nasıl bir şöhrettir acaba şiirlere konu olmak, hikayelerde boy göstermek, bir beytte görünmek? Aşka vuslat olmak, vuslatta firâkı yaşatmak nasıl bir yangındır? Sessizliğin en büyük çığlık olduğu, yalnızlığın hakiki dost olduğu, ıssız alev alev yanan çöllerde, serin bir serâp olmak, gece gibi gizli, gün gibi âyân olmak ne demektir?

Anka-meşrep, kaf dağlı, adı dillerde, şiirlerde, sözlerde olmak, gizli bir hazine olmak Leylâ olmaktı…

Leyla, bir vâveylâ!

Evet, edebiyatımızın başrol oyuncularıdır Leyla ve Mecnun. Her şey onların etrafında döner, onlar birbirlerinin etrafında! Aşk ve şevk onları anlatır, meşk ise firak ve vuslatın arasını…yani onlarsız olmayı.

Leyla bir gün seyrâna çıkar ve yangın o vakit başlar. Şöyle anlatılır ilk karşılaşma ve sonrası İskender Hoca’nın “Lelyâ ve Mecnûn kitabında;

Leylâ cennetten bir huri, Mecnun karanlıkta bir nur. Leylâ güzellik şahikasında dolunay, Mecnun aşk ikliminde bir sultan. Biri bela çemeninin gül fidanı, öbürü vefâ göğünün hilâli. Şu gülen, güzellik ordusunun şâhı; bu sevinen gam ülkesinin dilencisi. Biri imrenme, öbürü ayıplanma. Biri dillere destan, öbürü efsaneler güzeli. Kucak kucağa iki güneş. Dudak dudağa iki deniz. Çelik mermere çarptı, iradeye ateş düştü. İki tel bir saza düzüldü, hüzzam nağmelerinin ahengi coştu. O buna baktı sevindi; bu onu gördü tutuldu. Akıl aradan çıktı, ruh gölgeye düştü. Mecnun’a bu saadet ağır geldi, yıkıldı, serildi; Leyla iradesini yitirdi bayıldı, serpildi.

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir