Maaovvv!

Arabamıza yürüyorduk. Meydanın kenarına
park etmiş kamyonetin yanında
inanılmaz bir patırtı koptu. Bu kapalı
kasada beygirler mi vardı yoksa kaplanlar
mı hapsedilmişti…
Düşünecek zaman kalmadan, alt kısımdan
yere kocaman, sarı bir şey
düştü. Vücudu kaskatı ve bütün tüyleri
dimdik haldeki bu erkek kedi, kendini
aşağı atan rakibine korkunç bir “maauğğvvvv!..”
daha dedi.
♥ ♥ ♥
Gülüp yürüdük. Balıkçılar çarşısını
geçtik. Duvarın üzerinde, tortop oturan
bir alaca kedi vardı. Usulca burnuna
doğru uzandım. Kokladığı parmaklarıma
yanağını sürttü, ben de onun
gıdısını kaşıdım.
♥ ♥ ♥
Havuzun yakınında gezinen köpekle
göz göze geldim. Kahverengi, sağlam
yapılı, biraz da ürkütücüydü. Mütereddit
uzattığım elime başını yaklaştırdı.
Sanırım geçici bir sahip aramaktaydı
çünkü hemen bana arka çıkıp, çevreye
birkaç “bov” dedi. Sonra bir tur atıp
geldi, kuyruğunu sallayarak kasıklarımın
arasına burnunu sokmaya çalıştı;
içim tuhaf olsa da tanışıp, ahbap olmamız
için bu iş lüzumluydu.
♥ ♥ ♥
Bir ses tonu, mimik, bakış, duruş, çok
şey ifade edebilir elbette…
Günde kaç kedi köpekle yüz yüze, göz
göze geliyoruz. Onlar da birbirleriyle
anlaşıyorlar çünkü her “miyav”ın,
“hav”ın onlarca manası var.
Gönderdiğimiz “ 🙂 ” sonrasında gelen
“ :* ” yahut canımız sıkıldığında yolladığımız
şöyle >:’/ bir işaret elbette bazı
şeyler anlatıyor, fakat anlaşmak ile “anlaşmak”
arasında fark yok mu sizce?
Ya da yazı, edebiyat neden var?
♥ ♥ ♥
Kedileri seviyoruz ama onların ses tonlarıyla
konuşmak, insan için eksikliktir.
Köpekleri seviyoruz lakin onların
mimikleriyle anlaşmak noksanlıktır!
Bizler kültürümüzü korumalıyız, sanatımız
için çalışmalıyız, tarihimizin
farkında olmalıyız, edebiyatımızı sahiplenmeliyiz
ve hayatın içinde kalmalıyız…
Dîvanyolu böyle bir dergidir ve Dîvanyolu
işte bunun için var!.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir