Medeniyetin beşiği olmuş İslam Ülkesi; ENDÜLÜS

Hicretten sonra henüz 100 sene bile geçmemişti.
Müslümanlar İspanya’nın tamamını üç sene içerisinde fethetmiş,
Şimdiki Fransa topraklarına keşif birlikleri göndermeye başlamışlardı.
Endülüs’te dillere destan bir medeniyet kurmuşlar, karanlık Avrupa’ya
ilim, medeniyet göstermişlerdi. Fakat her kemâlin bir zevali olduğu gibi;
bu ilim ve medeniyet merkezi de zamanla neticesiz mücadelelerle zayıf kaldı
ve tarih sahnesinden silindi; sadece izleri kaldı.

Endülüs diye tabir ettiğimiz coğrafi yer şu anda İspanya’nın güney kısmına adını veren özerk bölgenin ismi. Bu tabir İspanya’da bulunan 17 özerk bölgeden birisi olan Andalucia’da adını yaşatıyor.
Detaylarını tarih kitaplarına bırakarak kısaca bu yarımadanın başına neler geldiğini gözden geçirelim.
M.Ö. İberlerisimli halkın yaşadığı bu yarımadayı daha sonra Romalılar topraklarına katar ve burada bir medeniyet kurarlar. Halen ayakta kalan Roma köprüleri bunun birer şahidi gibidir.
Germen kavimlerinden birisi olan Vizigotlar Roma’dan sonra İberya’nın yeni hâkimleri olurlar. Halk zamanla Hristiyanlığı benimser. Hatırı sayılır bir Yahudi topluluğuda bu topraklardadır.

ARKANIZDA DÜŞMAN GİBİ DENİZ, ÖNÜNÜZDE DENİZ GİBİ DÜŞMAN!
Miladi 711 senesi, henüz Hicretten 92 sene sonrası.
Emevi halifelerinden Abdülmelik bin Mervan zamanında Kuzey Afrika Valisi Musa bin Nusayr’ın emriyle aslında bir Berberî olan Tarık bin Ziyad, şimdi kendi ismiyle anılan Cebel-i Tarık boğazını 7000 askeriyle geçip İspanya kıyılarına çıkar.Vizigot Kralı Rodrigo’ya karşı yapılan bir isyanı destekleyeceklerdir. Bundan 9 ay öncesinde Tarif bin Malik, yine şu anda kendi ismiyle anılan Tarifa’yakeşif maksadıyla 500 askeriyle çıkmıştı.
Tarık bin Ziyad müstahkem bir yere askerlerini peyderpeyçıkartır ve şu tarihi konuşmayı yapar: “Arkanızda düşman gibi deniz, önünüzde deniz gibi düşman. Nereye kaçacaksınız? Vallahi sizin için ancak sadakat ve sabır kalmıştır. Düşmanın silahı, teçhizatı ve erzakı boldur. Sizin silah olarak ancak kılıçlarınız, erzak olarak da düşmanın elinden sahip olabileceğiniz vardır.”
Bu büyük İslam kumandanı (bu sözlerden tarihçiler gemileri yaktığı neticesini de çıkarmışlarsa da)askerine “geri dönüşü olmayan” bir fetih vizyonu vermiştir.
Ve gerçekten de üç sene içerisinde Vizigotların iç karışıklıklarından da istifade ederek Müslümanlar başşehir Toledo (Tuleytule) dâhil; İber yarımadasının tamamını fethederler.
Böylece, şimdi isimlerini birçoğumuzun futbol kulüplerinden hatırladığı Granada (Gırnata), Cordoba (Kurtuba), Sevilla (İşbiliye), Toledo (Tuleytule), Barselona (Berşelune), Saragossa (Saragusta), Valencia (Belensiye), Madrid (Mecrid) şehirleri, Şam’da bulunan Emevi halifesine bağlı ve Kurtuba merkezli bir valilikle idare edilmeye başlar.
Zamanla Endülüs’te Berberilerin, İspanya yerlilerinin, Arapların, Yahudilerin ve yeni Müslüman olanların da yaşadığı çok kozmopolit bir cemiyet oluşmuştur.

PUVATYA’NIN ROLÜ
İslamiyet’in İspanya’ya kadar geldiği, o zamanki Fransa topraklarını zorlamaya başladığı senelerdeşark istikametinde de genişlemeler devam etmekteydi. Hindistan ve Orta Asya’da fetihler devam ediyordu. 699 (80 h.) senesinde İmam-ı Azam hazretleri doğmuş, 717’de (99 h.) Ömer bin Abdülaziz halife olmak üzereydi.
İşte “İkinci Ömer” nâmıile maruf olan Ömer bin Abdülaziz’in emriyle Avrupa içlerine seferler hızlanır ve Paris’e 30 km mesafedeki Sens şehrine kadar gelir Müslümanlar. Bordeaux veTours ele geçirilir.
Fakat 732 senesinde Fransa ve Avrupa tarihi için çok mühim addedilen Puvatya (Poitiers)Muharebesi’nde Charles Martel’e yenilirler ve daha ileriye gidemezler. Bataklık olan bu bölgeyi de zaten fethe değer bulmamışlardır…
Yine bazı kaynaklarda, Müslümanların komutanının bu savaşta keşif esnasında şehitedildiği ve bu sebeple geri döndüklerinden de bahsedilmektedir. İster mağlubiyet, ister bataklık, ister komutanın şehadeti olsun, sebebi her ne ise Müslümanların ilerlemesi bu tarihten sonra durur ve Pirene dağlarını aşamazlar artık.

ENDÜLÜS’ÜN TALİHİ VEYA TALİHSİZLİĞİ
Endülüs’ün talihinde; iç savaşlar ve Müslümanların birbirleri arasındaki mücadeleler vardır. Buçekişme ve tefrikalar, kuzeyde ellerini ovuşturarak bekleyen Hıristiyan Katolik krallıklarının yavaş yavaş İberya’yı ele geçirmesine sebep olacaktır, maalesef.
Emeviler yerini Abbasilere bırakır.
Yaşanan hengâmeden canını kurtaran bir çocuk, Abdurrahman bin Muaviye, zorlu ve maceralı bir yolculukla Mağrib’e ve oradan da Endülüs’e kaçar. Kurtuba’da Endülüs Emevi Devleti’ni kurar.
I. Abdurrahman olarak tahta çıktığında ise tarih henüz 756’dır.

PAPAZLAR BİLE İLİM ÖĞRENMEYE GELİRDİ
Endülüs’teki ilmî ve teknik seviye gittikçe yükselir. Zamanla Avrupa’daki papazlar bile ilim öğrenmek için bu topraklara gelmeye başlar.
(Kâmûs-ül-a’lâm)da diyor ki:
“Endülüs sultanı III. Abdurrahman, memleketini genişletti. Kuvvetlendirdi. Fas’ta hüküm süren İdrîsîleri, Fâtımîlere karşı destekledi. Bunları hükmü altına aldı. Mükemmel bir donanma da yaptı. Kendisi ve adamları ilim ve edep sahibi idiler. Âlimlere ve ilme çok kıymet verirdi. Bunun için, Endülüs’te ilim ve fen çok ilerledi. Sarayı ve devlet daireleri birer ilim kaynağı oldu. Her memleketten ilim öğrenmek için Kurtuba’ya akın akın toplandılar. Kurtuba’da büyük ve mükemmel bir tıp fakültesi kurdu. Avrupa’da ilk yapılan tıp fakültesi budur. Avrupa kralları ve devlet adamları, tedavi için Kurtuba’ya gelir, gördükleri medeniyete, güzel ahlaka, misafirperverliğe hayran kalırlardı. Altı yüz bin kitap bulunan bir kütüphane de yaptırdı. Kurtuba’dan üç saatlik mesafedeki (Vâdi-yül-kebîr) kenarında, (Ezzehrâ) isminde pek büyük ve ince sanatlarla dolu bir saray ile mükemmel bahçeler ve büyük bir câmi yaptırdı.
Kurtuba’da çok sayıda derin âlimler yetişti.”

KURTUBA ULU CAMİİ
785 senesinde Kurtuba Ulu Camii inşasına başlanır. Bu muhteşem cami yüz yıllar boyunca daha hangi hadiselere şahit olacaktır kimbilir…

Hazret-i Fatıma soyundan geldiklerini iddia ederek “Fatımi” ismini alan fakat aslında Mecusi olan bir İranlının torunları tarafından, kuzey Afrika’da bir Şiî – İsmailîhanedanı kuruldu. Hükümdarları Halife olduklarını da iddia ettiler. Aralarında kendine tanrı diyecek kadar ileri gidenleri de oldu.
İşte, biraz da bu hadise sebebiyle,Endülüs Emevi Devleti sultanı III. Abdurrahman,929 senesinde kendisini Halife ilan eder.III. Abdurrahman, II. Hakem, Hacib el-Mansur ve Hacib el-Muzaffer zamanlarında en yüksek dönemlerini yaşar Endülüs.
Bu sırada Müslüman ilim adamlarının çalışmaları da aynı şekilde yükselmiştir. Mesela 1185 (581 h.)’de vefat eden Nûr-üd-dînBatrûcî, Endülüs İslâm Üniversitesinde astronomi profesörü idi. (El-hayât) kitabında bugünkü astronomiyi yazmaktadır. Galileo, Kopernik, Newton, dünyanın döndüğünü Müslüman kitaplarından öğrenip söyleyince, bu sözleri suç sayıldı. Galileo, papazlar tarafından muhakeme edilip hapsedildi.
Fakat Endülüs EmeviDevleti, devletidaresinin zayıflaması veemirliklerin güçlenmesiyle 1031 senesinde yıkılır. Nasıl ki Türkiye’de Selçukluların yıkılması ile küçük emirlikler ortaya çıkmışsa, benzeri hadiseler Endülüs’te de gerçekleşir ve şehir devletleri kurulur. Aralarındaki birlik ve beraberlik dağılır, birbirleriyle mücadeleye başlarlar. Onlar kendi kendileriyle savaşırken, Hıristiyan krallıklar arasında o güne kadar görülmemiş ittifaklar kurulur. Bu Mülûk’ut-Tavaif dönemi Murâbıtların 1090 senesinde birliği yeniden tesis etmelerine kadar devam eder.
Kuzeydeki Hıristiyan krallıkları, Kastilya, Navarra, Leon, Aragon“Reconquista” hareketini başlatırlar ve Müslümanların birbirleriyle düştükleri mücadelelerden azami derecede istifade ederler. Kastilya Krallığı, Tuleytula’yı 1086 senesinde ele geçirir.

FELSEFÎ AKIMLAR
Önce Murâbıtlar, sonra Muvahhidler Kuzey Afrika’dan gelerek Endülüs’ü 1228 senesine kadar idare ederler. Emirlikler her fırsatta merkezi idareye ayak diretir, hiç yoktan problemler çıkartır ve üstelikbu uğurdaHıristiyanlardan yardım almaktan da çekinmezler.
Muvahhidler döneminde felsefi akımlar kendisini hissettirmeye başlar. Müslümanları yüzyıllar boyunca etkileyecek cereyanların temelleri atılır. Aristo şarihi olarak bilinen ve bütün dünyada tanınan İbniRüşd, İbniTufeyl, İbniBace gibi filozoflar yetişir. İşte bu Muvahhidler döneminde İslam’ın dört hak mezhebi(Hanefî, Hanbelî, Malikî, Şafii) yasaklanır, hatta İmam-ı Malik’in isminin anılması bile suç sayılır.
Hıristiyanların “Reconquista (Yeniden Fetih)” hareketi devam etmektedir.
İtikatta, Ehlisünnet inanışındaki çözülme ile birlikte Endülüs İslam toprakları da güneye doğru yavaş yavaş azalmaktadır. Papa III. Innocent’inteşviki ile 1212’de yapılan haçlı seferini Müslümanlar kaybeder.
Muvahhidler 1228’de Endülüs’ten çekilmek zorunda kalır.
Talihin bir cilvesidir ki; Müslümanlar bu dönemde birbirleriyle mücadele ederken, kuzeyde hıristiyanlar birleşmektedir. Kastilya ve Leon krallıkları tek taç altında birleşir. 1236’da Kurtuba (Cordoba) düşer. Sırasıyla Belensiye (Valencia), Murciye, Ceyyan (Jaen), İşbiliye (Sevilla) düşecektir. Müslümanların elinde sadece Gırnata (Granada) ve çevresi kalır.
İnsan inanmak istemez ama İşbiliye’nin düşmesine, Gırnata’nın yardımcı olduğu söylenir. Her şeye rağmen Beni Ahmer Devleti 1492 senesine kadar hayatta kalır. El-Meriyye (Almeria) ve Malega (Malaga) bu emirliğe aittir.
El-hamra sarayı bu zamanlarda inşa edilir. Duvarlarına “Lâ gâlibe illallah” işlenir. Yüzyıllardır bütün dünya hayran hayran bu sarayı gezmektedir.

KİRLİ ISABELLA!
Tarih 1453’ü gösterdiğinde şarkta İstanbul fethedilir.
İspanya’da ise Aragon’lu II. Ferdinand ile Kastilya Kraliçesi I. Isabella evlenir, krallıkları birleşir. Gırnata’yı düşürmektir hedefleri. Son derece inatçı ve kararlı bir hükümdar olan Isabella“Gırnata düşene kadar yıkanmamaya” yeminlidir. Bundan dolayı adı “Kirli Isabella” diye tarihe geçer. Mezarları ise (ne acıdır ki, eskiden Gırnata Ulu Camii olan) Katedralin içindedir.
1487’de Malaga düşer. Müslümanların elinde sadece Gırnata kalmıştır. Bu kadarcık yerde ise bir baba, bir amca ve bir oğul hâlâ birbirleriyle mücadele halindedir.
Ebu’lHasen’in kendi oğlu yerine cariyesinin oğlunu veliaht göstermesi bu iç karışıklığı başlatmıştır. Ebu’lHasen’in karısı Aişe, oğlu Ebu Abdullah es-Sagir’e babasına isyan etmesi noktasında fikir ve cesaret verir. Mücadeleler uzun sürer fakat ikiye bölünen Gırnata’yı almak artık Hristiyanlar için çok kolaydır.
İşte bu oğul XII. Muhammed yani Avrupalıların Boabdil dedikleri Ebu Abdullah es-Sagir bir antlaşma yaparak şehrin anahtarlarını teslim eder. Antlaşmaya göre şehir yıkılmayacak, Müslüman ve Yahudilere zarar verilmeyecektir.
El Hamra Sarayı’nı terk ederken bir tepenin üstünden son kez şehre bakan emir, hıçkırarak ağlamaktadır.
Bu gün bile, adına hala;”Arab’ın son ağladığı yer” denilen bu tepede, ağlamakta olan oğluna, annesi;
“Şimdi burada kadınlar gibi ağlayacağına, aşağıda mertçe dövüşseydin” der. Bunun üzerine oğlu, şaşkınlıkla;
“Bütün başımıza gelenler senin yüzünden değil mi, eğer böyle söyleyeceğini bilseydim, aşağıda ölürdüm!” der.

ENGİZİSYON
Müslümanlarla anlaşanKastilya-Aragon, onlara hürriyet vaadetmişti. Yahudilerin ise hemen sürülmesini sağlamışlardı. 1492 senesinde özellikle Osmanlı Devleti’ne gelen (Vatansız kaldıklarında kabul edilerek hayatları kurtulan) Sefarad Yahudileri bu topraklardan göç etmişlerdi.
Hıristiyanlar sözlerini tuttular mı? Hayır.
İspanya’da çok acı hadiseler yaşanacaktır daha. Engizisyonlar kurulacak, insanlar dinlerini terk etmeye zorlanacaktır. Moriskolar (Hıristiyan idaresinde yaşayan Müslümanlar) bu devrinde biteceğini düşünerek topraklarını terk etmezler. Fakat tahmin ettikleri gibi olmaz. Hıristiyanların şiddeti gün geçtikçe artar. 1498 senesinde Müslümanlara iki şey sunulur; ya vaftiz ya kılıç. Aynı şey,orada kalmaya devam eden Yahudiler (Marranolar) için de geçerlidir.
Akdeniz’deki Müslüman denizciler,çaresiz Müslümanları gemileriyle kaçırırlarİspanya’dan. Osmanlılar, çok sayıda Müslümanın Mağribe (Kuzey Afrika) geçmesine yardımcı olmuştur.
İşte bu yukarıda bahsedilenKirli Isabel ile II. Ferdinand’ın kızları Juana’nın oğlu; Osmanlı tarihlerinde ismi çokça geçen, Barbaros Hayreddin Paşa’nın defalarca sıkıntıya soktuğu, Cezayir’de kendi katıldığı bir seferden perişan olarak geri dönen, Avrupa içlerinde Sultan Süleyman’ın ordusu karşısına çıkmaya cesaret edemeyen Şarlken (Charles Quint)’dir.

HIZLA SİLİNENMÜSLÜMAN İZLERİ
İspanyollar bütün toprakları ele geçirdikten sonra Müslümanlara hayat hakkı tanımamakla beraber, tüm eserlerini de birer birer ortadan kaldırmaya başladılar.
Kültürel zeminde de yıkım devam etmekteydi. Kitaplar yakılmakta, camiler kiliseye çevrilmekte, Müslüman izleri hızla silinmekteydi.
Bu hengâmeden kaçamayan veya ileride bu baskıların azalacağını düşünen bazı Müslümanlar Hristiyan olmuş görünerek, içlerinde Müslümanlığı yaşamaya devam ettiler. Fakat öyle bir baskı vardı ki, insanların domuz eti yiyip yemedikleri dahi kontrol ediliyor, kıyafetlerine, yaşayışlarına müdahale ediliyordu. En ufak bir farklılık, engizisyon ve ölümle neticeleniyordu.
Aslında İspanyollar,Endülüs’te inanılmaz bir soykırım tatbik etmiştir.
Kılıçtan geçirilenlerin sayısı bile tam olarak bilinememektedir. Sadece Müslümanlar değil, Yahudilerde buradaki akıl almaz vahşetten kurtulamamıştır.
Ve ümid edilenin aksine, maalesef bu baskılar zamanla azalmaz, giderek artar.
Bir gün bitecek, diye beklenirken;o kadar zaman geçer ve baskı o kadar artar ki, Moriskoların çocukları İslamiyeti unutur!..

dd-33-90 dd-33-91 dd-33-93 dd-33-94 dd-33-95 dd-33-98 dd-33-99 dd-33-101

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir