Mıknatıs

Büyüklerimizin sözleri, şüphesiz ki sözlerin
büyüğüdür.
Kavuşmak isteyen de, elbette büyüklerin
izinden gider.
♥ ♥ ♥
Vermeyen, sunmayan, ikram etmeyen
büyük olur mu hiç?
Hep almaktan hoşlanana, gördüğünü
koparana, el koyana, işgal ve istila edene
“büyük” diyebilir mi gönlün?
♥ ♥ ♥
Şimdi, ansızın “küçüldüğünü” düşün
ve bak, gör büyüklerinin sana “ne”
yaptığını…
Sen ki şu an küçücüksün ve nerden
geldiğini dahi bilemezsin.
Onlar seni önce sarıp giydirirler…
Sonra besleyip doyururlar… Sonra yatırıp
uyuturlar… Ve hekime gösterirler.
Sonra?..
Öğretmek yolunu ararlar.
Öğrenmek nedir ve öğretmek nasıl
olur?
♥ ♥ ♥
Doğru olan; tebessüm vermektir, kıyafet
vermektir, yiyecek, içecek, barınak,
yakacak, ilaç vermektir, ama…
Daha da doğru olan;
Doğru kitabı vermektir.
♥ ♥ ♥
Büyüklerimiz işte hep bunu söylüyor:
Daha çok kitap dağıtacağız kardeşim.
Bu kitaplar, birer mıknatıs gibidir.
Mıknatıs, “saman çöpünü” çekmez,
ancak “cevheri” çeker, yahut “içinde
cevher olanı” çeker ve kendisine yapıştırır.
İşte o cevheri bulmak için bu kitapları
çok dağıtacağız kardeşim.
Biz bilmeyiz cevherin nerede olduğunu.
Bizim vazifemiz, mıknatısı dolandırmak.
Bu, bir nasip meselesidir.
Ama kemiyet[nicelik] değil, keyfiyet[-
nitelik] mühim, bakarsınız, “çok ehil
biri” yapışır mıknatısa, belli mi olur?
İşte biz, onu arıyoruz.
♥ ♥ ♥
Usta bir balıkçı olsaydı ki ah;
Dîvanyolu’muzun sayfalarından taksaydı
oltasına…
..nice balıklar bile koşar gelirdi.B üyüklerimizin sözleri, şüphesiz ki sözlerin
büyüğüdür.
Kavuşmak isteyen de, elbette büyüklerin
izinden gider.
♥ ♥ ♥
Vermeyen, sunmayan, ikram etmeyen
büyük olur mu hiç?
Hep almaktan hoşlanana, gördüğünü
koparana, el koyana, işgal ve istila edene
“büyük” diyebilir mi gönlün?
♥ ♥ ♥
Şimdi, ansızın “küçüldüğünü” düşün
ve bak, gör büyüklerinin sana “ne”
yaptığını…
Sen ki şu an küçücüksün ve nerden
geldiğini dahi bilemezsin.
Onlar seni önce sarıp giydirirler…
Sonra besleyip doyururlar… Sonra yatırıp
uyuturlar… Ve hekime gösterirler.
Sonra?..
Öğretmek yolunu ararlar.
Öğrenmek nedir ve öğretmek nasıl
olur?
♥ ♥ ♥
Doğru olan; tebessüm vermektir, kıyafet
vermektir, yiyecek, içecek, barınak,
yakacak, ilaç vermektir, ama…
Daha da doğru olan;
Doğru kitabı vermektir.
♥ ♥ ♥
Büyüklerimiz işte hep bunu söylüyor:
Daha çok kitap dağıtacağız kardeşim.
Bu kitaplar, birer mıknatıs gibidir.
Mıknatıs, “saman çöpünü” çekmez,
ancak “cevheri” çeker, yahut “içinde
cevher olanı” çeker ve kendisine yapıştırır.
İşte o cevheri bulmak için bu kitapları
çok dağıtacağız kardeşim.
Biz bilmeyiz cevherin nerede olduğunu.
Bizim vazifemiz, mıknatısı dolandırmak.
Bu, bir nasip meselesidir.
Ama kemiyet[nicelik] değil, keyfiyet[-
nitelik] mühim, bakarsınız, “çok ehil
biri” yapışır mıknatısa, belli mi olur?
İşte biz, onu arıyoruz.
♥ ♥ ♥
Usta bir balıkçı olsaydı ki ah;
Dîvanyolu’muzun sayfalarından taksaydı
oltasına…
..nice balıklar bile koşar gelirdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir