Mısır’dan Manzaralar -2

1 Haziran 2018

Mahmut Haldun Sönmezer

ARAP COĞRAFYASINDAKİ BİR OSMANLI MÜHRÜ: MEHMET ALİ PAŞA CÂMİİ

Gönlümüzde iz bırakan mekânlardan birisi de Mehmet Ali Paşa Câmii oldu. 1830-1848 yılları arasında inşâ edilmiş bir on dokuzuncu yüzyıl eseri o. Yapımı tam on sekiz yıl sürmüş ve adını aldığı Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın öldüğü sene hizmete girmiş.

Uzaktan bakıldığında onu pekâlâ klasik devir bir Osmanlı mimârî örneğine benzetebilirsiniz. Ama yanına gelip dikkatli bir nazar fırlattığınızda bütünüyle öyle olmadığı görülür. Genel görünümü ve kubbeleriyle ağırlıklı olarak bizim öz mimârîmizi yansıtsa da yer yer mahalli husûsiyyetleri de hamuruna katmış bir mekân burası. Yerel unsurlar câminin dış siluetine ustaca serpiştirilmiş. Fakat bu durum, onun Osmanlı mimârî üslûbunun bir şâheseri olduğu gerçeğine gölge düşürmüyor.

Genel karakteristiği itibâriyle bir Osmanlı mimârî örneğiyle karşı karşıyaydık yani. İçine girdiğimizde ise bu kanâatimiz bir kat daha güçlendi. İç mekân tasarımıyla mabedin, İstanbul’daki selâtîn câmilerden hiçbir farkı yoktu zîrâ.

Câminin avlusunda gezerken ise farklı detayları yakalama imkânı buluyorsunuz. Bir köşede Topkapı Sarayı’ndaki iftâriyye kameriyyesine benzeyen, üstü ve etrafı demirle çevrili bir çardak var. Altına oturup oradan Kahire’yi seyre dalmak pekâlâ mümkün.

Bir tepenin üzerine inşâ edilen câminin önü alabildiğine açık. Sanırsınız ki şehir serâpâ ayaklarınızın altında. Fakat yüksekçe bir tepenin üzerinden bile Nil Nehri’nin ikiye ayırdığı bu dev metropolün sınırlarını ihâta edebilmek zor. Şehir buradan deryayı andıran uçsuz bucaksız bir okyanus gibi alabildiğine uzanıyor gözlerinizin önünde. Müdekkik nazarların, şehrin enginliğine uzanabileceği en ideal noktalardan biri burası.

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir