MonFrère

17 Aralık 2016

Şehirlerin, kasabaların, yemyeşil
ovaların arasından hızla geçerken
TGV ile Frankfurt’tan Paris’e gitmeyi
seçtiği için kendini kutladı.
-Uçak ile gitseydim hiçbir şey
göremeyecektim…
Küçükken yaz tatillerinde memlekete
giderken de hiç uyumaz, etrafı
seyreder, tabelaları okur, karşılaştıkları
otobüslerin nereden geldiklerini
anlamaya çalışırdı. Hatta yolculuğun
bitmemesini isterdi. Çünkü gözlem
yapmayı seviyordu.
-Hiç değişmemişim…
Kompartımandaki Polonyalılar
içki içmek, Çinli telefonuyla oynamak,
Fransız uyumakla meşguldü.
O ise yüksek hızlı trenin yırttığı
manzaranın her noktasını görmeye
çalışıyordu.
-Bir daha ne zaman göreceğim ki!..
Her yolun sonu vardır: Yoktur!
Sonu olan, hayatın sınırıdır. Yollar
şekil değiştirir ama yok olmaz… Tren, meskûn
mahallerden geçerken yavaşlıyor, o ise böyle
yerleşim alanlarında daha bir dikkat kesiliyordu.
Alman disiplini ile kurulmuş köylerden
Fransız rahatlığını belli eden kasabalara varıldığında
yolcular da toplanmaya başladılar.
Halbuki daha uzun bir mesafe vardı.
-Yol değil yolculuk bitiyor!..
….
GareduNord rayların kesiştiği, başladığı,
bittiği nokta. Nuri için de bu yolculuğun sonu.
Aceleci değildi. İlk defa geldiği Paris’in kuzeyindeki
gar binasını yabancılamamak için
önden diğerlerinin inmesini bekledi. Bir valizi
vardı, hem çok büyük, hem de çok ağır…
-Emanet işte, sahibi beklemese bu kadar
kitabı taşımazdım…
Kendini koşuşturan bir kalabalığın içinde
buldu. Gece yarısı uçağı ile İstanbul’a dönmeden,
hızlı bir Paris turu yapmak için bu
dolambaçlı yolu seçmişti. Şu valiz ile olmasaydı
daha rahat edecekti ama kendisine güvenen
akademisyen arkadaşının ricasını yerine
getirmemek olmazdı. Kitapların ağırlığını
daha fazla taşıyamayan plastik tekerlekler de
kırılınca, koca valizi taşımak ayrı bir işkenceye
döndü. Bagajların emanet edildiği yerin ne kadar
uzakta olduğunu öğrendiğindeyse ufaktan
bir küfür salladı.
-Aptal Fransızlar! Bagajı bırakıp bir kahve
içerim, sonra ver elini ChampsÉlisée..

Yorgun halde geldiği hangar gibi büyük
mekanda hiçbir görevli olmamasına şaşırdı.
Yanyana dizili küçük, orta, büyük büyük
dolaplar duvarları kaplamıştı. İçeride çoğu
Fransız köylüsü yolcular eşyalarını dolaplara
koyuyor sonra da duracağı süreye göre bozuk
paralarla, jeton atar gibi ödemesini yapıyorlardı.
Kolaydı. En büyük dolapların birine valizi
yerleştirdi. Kapısını kapattı. Ekranın üzerinde
alacağı saati işaretledi: 16 Euro!
-Kim cebinde bu kadar fazla madeni para
taşırdı ki?..
Cebindeki bozukluklar yetmiyordu. Etrafındakilere
sordu. Kimse parasını bozmak
istemiyordu. Zaten çoğu da bir yabancı ile
konuşmamayı tercih etmişti.
O koca valizi taşımak, para bozdurup geri
gelmek…
Terledi. Köşede uzanmış, gözleri yarı açık
bir zenci vardı. İçeride gezinen insanlar, değil
yanından geçmek, yattığı yere bile bakmıyorlardı.
Nuri, yanına yaklaştı. Genç adam
gözlerini iyice açtı, dikkat kesildi. Şaşırmıştı.
Beyaz adamın uzattığı elli Euroyu aldı, başını
sallayıp dışarı çıktı.
O sırada kendisini şaşkınlıkla izleyen yaşlı
Fransız:
-Sen ne yaptın? dedi.
-Rica ettim, paramı bozduracak, çünkü
yanımdakiler yetmiyor.
-Gelmez o, paranı kaybettin!..

Bozuklukları atıp dolabı kapattı. Yorulmuştu.
El çantasından çıkardığı çikolatayı ortadan
bölüp yarısını, adını bile sormadığı gence
verdi.
-Bizde buna kardeş payı derler…

İhtiyar Fransız dışarda onu bekliyordu.
-Hey! Nasıl oldu da o serseriler paranı
getirdi. Hırsız onlar!
-Ben ona şifreyi söyledim.
-Ne şifresi?
-Ben ona monfrère, dedim.
-Oh monDieu!
____
TGV: Hızlı tren
GareduNord: Paris Kuzey Garı
Monfrère: Kardeşim
Oh monDieu: Aman Allah’ım

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir