Ninem

23 Ekim 2018

Zeynep Çolak

Yokluğun dağ gibi kapıda durduğu, elektriğin olmadığı, gaz lambalarının, fitillerin, aşın, ekmeğin, tuzun, şekerin çokça kıymetli olduğu zamanlarmış. İşte o çetin geçen zamanlarda dedem, anneden öksüz,  babadan yetim bir gençmiş. Abileri, onun da bir yuvası olsun, o da yalnız kalmasın diye dedeme bir kız istemişler. Kürt bir ailenin kızı… Aileler razı olmuş ve vermişler kızı dedeme.

Kız hiç görmemiş dedemi ve bilmemiş düğün gününe kadar bir Türk’e gelin gittiğini. Mesele Türklük-Kürtlük meselesi değilmiş de kızcağız hiç Türkçe bilmezmiş. Demişler ki kıza: “Kaderin budur, yazgın, eşin budur. Artık yurdun da, yuvan da odur”.  O gün bu gündür o kız benim ninem olur.

Gencecik, gül dalı gibi zarif… Esmer, uzun boylu, incecik…  Gözünün üstünde kaşı hilal… Alnında ve çenesinde yeşil bir dövme, annesinden yadigâr… Düğün günü ince, uzun boyuna pembe çiçekli bir fistan giydirmişler. Daha önce hiç böyle güzelini giymemiş. Sen gelinsin adettendir deyip bi de eline kınalar yakmışlar. Zaman içinde çektiği acılar, yokluklar boyunu aşınca yemin etmiş de,  teneşire uzanana kadar bir daha eline kına yaktırmamış.

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir