Osmanlı’da Çocuk Olmak: İlk Besmele ve Âmin Alayı

21 Eylül 2014

İlim Böyle Sevdirilir
Osmanlı’da bir çocuk 4 yıl, 4 ay, 4
günlük olduğunda, muhteşem bir merasimle,
hediyelerle, dualarla, komşularının
tebrikleriyle ilim tahsiline
başlar, talebe olarak ilk defa muallim
karşısında diz çökerdi.

Osmanlı’da bir çocuk 4 yıl, 4 ay, 4
günlük olduğunda, muhteşem bir merasimle,
hediyelerle, dualarla, komşularının
tebrikleriyle ilim tahsiline
başlar, talebe olarak ilk defa muallim
karşısında diz çökerdi.
Bizler, eğitim sistemimize yeni giren
4+4+4 uygulamasını tartışaduralım,
üç yüz yıl evvel Padişah fermanı
ile arşive bile girmiş bu merasimlerin,
sadece öğrenebildiğimiz kısmı
bile, insana “İşte küçük bir çocuğa
ilim böyle sevdirilir” dedirtmektedir.
4+4+4 Merasimi
Çocukların Besmeleye başlamaları
hürmetine tertip edilen (Benim ifademle)
“4+4+4 Merasimi” günümüz
düğünlerinden çok daha anlamlı ve
ihtişamlı olurdu.
Çocuk 4 yıl, 4 ay, 4 günlük olduğunda
kendisine (halk arasındaki
ifadesiyle) Âmin Alayı düzenleneceği
için, hazırlıklara daha önceden başlanırdı.
Ona göz alıcı bir elbise diktirilir,
yeni ayakkabılar alınır, başına da bir
fes yaptırılırdı.
Bir gün önceden malzemeler hazırlanır
ve o gece bahçede yakılan
odunların üzerine kazanlar oturtulurdu.
Sabaha kadar yemekler, zerde,
pilav hazır edilirdi; türlü türlü şurup
ve hoşafların ardından baklavalar
şerbetlenirdi.
Ayrıca mahalle çocukları ve diğer
talebelere dağıtılmak üzere şekerler
alınır, simitler pişirilirdi.
Merâsim Sabahı
O sabah çocuk namaza kalkar, yıkanır,
kahvaltısını ederdi. Ardından
hep giyme hayalleri kurduğu elbisesini
giyer, ayakkabılarını ayağına geçirir,
fesini de başına takardı.
Evden çıktıktan sonra, hemen kapı
önünde dualar edilir, ilahiler okunurdu.
Herkesin kendisine bu aşırı hürmet ve
sevgisi ile çocuk adeta mest olur, kendini
çok önemli hisseder ve bugün yapacağı
işin ehemmiyetini iyice idrak ederdi.

Âmin Alayı
Ardından yola çıkılırdı. Mektep yakın bile
olsa, çocuk ata binerdi. Bazen Midilli tabir edilen
küçük atlara, bazen de gelin gibi süslenmiş,
koşumlu güzel atlara bindirilir ve ağır ağır yürünürdü.
Bu yürüyüş esnasında da yine ilahiler
okunur, gönüller hoş edilirdi.
Besmele için mektebe giden çocuğu taşıyan
atın çevresinde büyük ve mutlu bir kalabalık
olurdu.
En önde, içerisinde Elif-bâ cüzü bulunan
kese, çoğu zaman baş üzerinde taşınırdı. Atın
arkasında ise, aynı mektebin talebeleri yürürdü.
Bugün nasıl “zarf” için düğün arabasına koşanlar
varsa, o günlerde de Âmin Alayı şeker
isteyen çocuklar tarafından durdurulur, onlara
birer-ikişer şeker veya başka yiyecekler verildikten
sonra yola devam edilirdi.
Bu arada pencerelerden bakanlar veya yoldan
geçenler “Maşallah”lar ile küçük talebeyi
selamlar, dünya ve ahireti için dua ederlerdi.
Mektep Kapısı
Sıbyan Mektebi’nin kapısı önünde alay durur,
bir dua edilirdi. Bu duanın sonunda çocuk
içeri girer ve hocasının elini öper, karşısındaki
rahleye otururdu.
Hoca, talebeye Euzü-besmele okur (Bazen
de; Rabbi yessir vela tüassir Rabbi temmim bilhayr…
Elif, be, te, se… diye yirmi sekiz harf okunur)
talebe de bunu tekrar ederdi.
Nitekim Peygamber Efendimiz sallallahu
aleyhi ve sellem, bir hadis-i şeriflerinde “Hoca
çocuğa, Besmele okur, çocuk da söyleyince,
Allahüteala, çocuğun ve anasının ve babasının
ve hocasının cehenneme girmemesi için senet
yazdırır” buyurmuşlardır.
İlk Dersimiz Bu Kadar!
Bundan sonra muallim, yeni talebeye: “Bugünlük
dersin bu kadar” der, çocuk da hocasının
elini öpüp kapıdan çıkardı.
Hazırlanan leziz yemekler diğer talebelere,
hocalara ve komşulara ikram edilir, yemeğin
arkasından bir dua daha edilirdi. Duanın ardından
ilahiler okunur, talebe tekrar ata bindirilerek
yolcu edilirdi.
Eve varıldığındaysa, mektebe başlaması sebebiyle
alınan hediyeler kendisine takdim edilirdi.
Çocuk büyükleri tarafından tebrik edilir
ve onların “Hayırlı olsun” “Allahüteala hayırlı
ilimler nasip eylesin” şeklindeki dualarını alır,
bununla birlikte merasim son bulurdu.
Çocuğa o gün sadece “Besmele” okutulurdu belki
ama bu muhteşem tören ve hediyeler sayesinde
çocuk bundan sonra mektebe severek giderdi.
Osmanlıda çocuk olmak;
Âlime, ilme ve ilim öğrenene saygıyı bilmek,
demekti.

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir