Osmanlı’da Çocuk Olmak: Şehzadelerin Yetiştirilmesi

16 Aralık 2014

Osmanlı coğrafyasındaki her çocuk gayet önemliyken, devletin başına
geçmesi muhtemel olan şehzadelerin unutulması mümkün mü? Elbette hayır…
İşte bunun için en mümtaz hocalar bulunur; küçük şehzadeler dînî, ilmî,
askerî ve her konuda eğitilir… Aynı zamanda sanatçı birer kişilik olarak
yetiştirilirlerken, hepsinin birer de meslek edinmesi sağlanırdı.

Şehzadeler daha da önemli…
Osmanlı coğrafyasında yaşayan
her çocuğa azamî ehemmiyet gösteriliyordu.
Mümkün olan her türlü şartlar
seferber ediliyor fakat ilk önce eğitim,
deniliyordu.
Hal böyle olunca, padişah evlâdlarının
ihmali hiç mümkün olabilir mi?
Elbette hayır. Hatta en fazla ihtimam
onlara gösteriliyor ve en sıkı eğitimden
de onlar geçiriliyordu.
Şehzade hocaları
Osmanlı şehzadeleri için en mümtaz
hocalar bulunur… Padişah namzedi
olan bu yavruları, en güzel şekilde yetiştirmeleri
için onlara vazife verilirdi.
Sultan 2. Murad; Molla Hüsrev
hazretlerine, oğlu Mehmed’e (Fatih
Sultan Mehmed Han) hocalık yapmak
vazifesini vermişti.
Küçük Mehmed çok zeki ve zaptı
kolay olmayan bir çocuktu. Fakat
büyük birer âlim olan hocalar, her ne
kadar o günde yaşasalar da aslında geleceğe
bakarlar… Yani bir küçük şehzadenin
âleminde devletin istikbalini
inşa etmeye çabalarlardı.
Bunun semeresi de çoğu zaman
alınmıştır.
Hoca Ve Talebe Bağlılığı
Bu hassasiyetin en güzel örneklerinden
biri şudur:
Şehzade Mehmed’in, Saruhan
(Manisa) Sancağı’na çıkarılmasına
karar verildi.
Hiçbir hocası onunla gitmek istemezken,
Molla Hüsrev Hazretleri;
devletin çok yüksek bir makamı olan
Kadıaskerlikten istifa ederek, onunla
Manisa’ya gitmiş ve talebesini orada
da yalnız bırakmamıştır.
Bu durum, eğitimin hiç aksamadan
devamını sağlamıştı.
Neticesindeyse dînî, ilmî ve askerî
ilimlerde deha seviyesinde bir şahsiyet,
Fatih Sultan Mehmed Han ortaya
çıkmıştır.
İstanbul’a girişi ve fethi tasvir eden
bütün tablo ve yazılı kayıtlara bakarsanız,
hocalar ve talebeler arasındaki bu
kopmaz bağı müşahede edebilirsiniz.
Lalaya Asla Müdahale Edilmezdi
Lala, terbiyesine memur edildiği çocuğun âmiri
vaziyetinde idi. Çocuğun tahsil ve
terbiyesiyle meşgul olurken, ailesi aslâ müdahale
etmezdi. Aksi takdirde lalanın otoritesi sarsılır,
çocuğa faydalı olamazdı. Çocuk, lalasının tedbirlerine
karşı ailesinden bir yüz bulamadığı için,
mecburen lalasını dinleyip iyi yetişmeye bakardı.
Lala, Atabey…
Türk-İslam kültüründe çocukların eğitimi
gayet önemli kabul edildiği gibi, devleti yönetecek
çocuk ve gençler daha da önemsenirdi.
Selçuklularda şehzade hocalarına “Atabey”,
Osmanlıda ise “Lala” denirdi.
Misal olarak Kıbrıs fatihi Lala Mustafa Paşa,
Kanuni Sultan Süleyman Han’ın oğlu Sultan 2.
Selim Han’ın lalasıdır.
Osmanlı’da lalalar, şehzadeleri hayata hazırlar,
şehzadelere din, siyaset, edep ve askerlik öğretir,
şehzadenin bir yere vali olması durumunda
da onunla oraya giderdi.
Eğitim, Eğitim…
Şehzadeler; matematik, geometri, fıkıh, kelam,
hadis, tefsir ve tarih ilimlerinde çok iyi
yetiştikleri gibi birçok da yabancı dil bilirlerdi.
Aynı zamanda ok atma, ata binme, güreş tutma
ve kılıç kullanmakta da çok mahirlerdi.
Şehzadeler; vakitlerini ibadet ederek, din ve
fen ilimlerini öğrenerek, ata binerek, silah kullanarak
ve spor yaparak geçirirlerdi.
Sultan 1. Ahmed’e kadar şehzadeler yönetim
tecrübesi kazanmak için Amasya, Trabzon,
Saruhan (Manisa) gibi şehirlere vali tayin edilirlerdi.
Buna “sancağa çıkmak” denirdi. Daha
sonraki yıllarda Celali İsyanlarına karşı tedbir
maksadıyla, şehzadelerin sancağa çıkması kaldırılmıştı.
Şehzadeler Sanatçı Ve Meslek Sahibiydi
Şehzadeler, küçük yaşlarından itibaren aynı
zamanda birer sanatçı olarak yetiştirilirlerdi.
Bu yüzden, sanatın pek çok dalında önemli
eserler veren şehzade ve Padişah sayısı oldukça
fazladır. Çok ünlü hattatlardan hat dersleri alarak
çok güzel levhalar yazarlar, tablolar yaparlar,
şiirler yazarlardı.
Son devirde şehzâde Mehmed Selim (sağda)
ve Mahmud Şevket Efendiler, lalaları Şeker Ahmed Paşa ile
Osmanlı’da şehzadelerin aynı zamanda mutlaka
bir meslek sahibi olması da istenirdi. Misâlen;
Yavuz Sultan Selim Han ve oğlu Kanuni Sultan
Süleyman Han kuyumculuk, Sultan 3. Ahmed
Han hattatlık, cennetmekân 2. Abdülhamid Han
ise marangozluk mesleklerinde ustalaşmışlardır.
Bütün bunların sonucunda şöyle bir sonuç çıkar.
Osmanlı padişahları tek başına yemek yerlerdi.
Yanlarında hanım kimse bulunmazdı. Yemek
yerken ağalardan bir tanesi ya eski tarihî menkıbelerden
anlatır veya dinî bir kitap okurdu.
Yani padişah asla boş vakit geçirmez, yemekte
dahi ilim akışı devam ederdi.
Osmanlı’da çocuk olmak;
Şehzade bile olsa, vaktin kıymetini iyi öğrenmek,
demekti…

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir