Osmanlı’da Çocuk Olmak: Sıbyan Mektebi

Kara çalılarla, yabani ağaçlarla kaplanmış bir araziyi temizlemek
kolay mı? Elbette değil. Temizlense bile tohumları dökülür!
Osmanlı, tertemiz bir toprağa benzeyen sıbyana (çocuklara) sahip
çıkar… Sabi, yani masum küçük çocukları “Sıbyan Mektebi” denen
okullarda hayata hazırlardı. Bütün kapıları açacak olan anahtar kelime,
belki de “ilmi sevdirmek” idi.

Hayata Hazırlanılan Yer
Osmanlının temel taşı sayılabilecek
müesseseleri vardır. Bunlardan
biri de Sıbyan Mektebi denen okullardır.
Bu mekteplerde 4 ilâ 10 yaşlarındaki
çocuklar, ilim tahsili görür.
Osmanlı toplumundaki çocukların
hayata hazırlandıkları yer işte bu Sıbyan
Mektepleridir. Zira burada çocuğa
hayatı boyunca lazım olabilecek bilgiler
öğretilirdi. Ama bilgisayara bilgi
yükler veya çuvalı doldurur gibi değil;
talebeye, ilmi nereden bulabileceği ve
ondan nasıl istifade edeceği, öğretilirdi.
Bu mektebin muallimi umumiyetle
mahallenin imamı olurdu. Zirâ
o devirlerde -halk içerisinde- tahsil
olarak, en önde olan kimse, imamlardı.
Zira imamlar medrese bitirmiş
kimselerdi. Arabî sarf-nahiv okumuş
ve daha pek çok ilmi, (hadis ilmi, riyaziye
ilmi gibi…) öğrenmiş kimselerdi.
Sıbyan Mektebi, umumiyetle caminin
avlusu içinde yahut hemen
bitişiğinde olan bir bina idi. Zaten o
devirlerde pek çok külliye bulunmaktaydı.
Külliye umumiyetle, camiden,
medreseden, sıbyan mektebinden,
darüşşifa’dan (hastane), darülhadis’den
(hadis ilimleri mektebi),
darülkurra’dan (hafız ve kâri, yani
Kur’an-ı Kerim ezberleyen ve okuyan
kişiler yetiştirilen mektep) ve imarethaneden
müteşekkildi.
Sıbyan Mektebinde Ne
Öğretilirdi?
Sıbyan Mektebi’nde dersler yerde,
oturarak görülürdü. Her talebenin
bir rahlesi vardı. Kur’an-ı Kerîm okumak,
zaruri din ilimleri yani ilmihal
bilgileri, ahlak bilgileri, okuma yazma
ve hesap öğretilirdi. Eğer hoca biraz
daha gayretliyse Tarih ve Coğrafya da
öğretirdi. Yani çocuk hayatı boyunca
kendisine lazım olacak olan ilmihali,
ahlak bilgilerini burada öğrenecek ve
amelleriyle yani yaptığı işlerde bunlara
uymaya çalışacaktı.
Bu ilk mektebin talebesi pek çok
ilmi burada tanır ve ileride ne olmak istediğine
karar verirdi. Aldığı tarih dersleri sayesinde
ecdadını tanır ve “Tarih tekerrürden
ibarettir” sözüne istinaden, hangi hâdisenin iyi
ve hangisinin kötü olduğunu bilerek iyilerin tekrarına,
kötülerin tekrar edilmemesine çalışırdı.
Sıbyan Mektebi Bitince…
Sıbyan Mektebi bittikten sonra, okuyacak
çocuklar, 6-7 yaşlarında zekâlarıyla, kabiliyetleriyle
ve çevresindekilerle olan muaşeretleriyle
yani ilişkileriyle kendilerini belli ederler, Sıbyan
Mektebinden sonra da okumaya gönderilirdi. Aile
bunu istemese dahi, hocalar ve çevredekiler “Bakınız,
bu zeki bir çocuk. Onu okumaya gönderin.
Hem hadis-i şerifte ‘Rütbelerin en yükseği, ilim
rütbesidir’ buyurulmuş”, diyerek ailesini ikna
eder ve çocuğun okutulmasına vesile olurlardı.
Osmanlılarda Sıbyan Mektebi sonrasında
“medrese tahsili mecburiyeti” yoktu. Okumak
isteyenler, istedikleri ilimleri medresede tahsil
ederler, okumak istemeyenlerle vakit kaybedilmezdi.
Herkes kendi kabiliyetine göre okuduğu
ve istediği dersi gördüğü için de kimse halinden
şikâyet etmezdi…
Peki Ya Okumayanlar?
Sıbyan Mektebi bitince kız çocukları, medrese
tahsili görmezlerdi. Lakin isteyenler hanım
hocalardan ders almaya, ilim öğrenmeye
devam edebilirlerdi. Sadece kız çocukları değil,
erkek çocuklarının da büyük bir kısmı medreseye
gitmezlerdi. Zira o devirde okumak kolay
değildi. Çünkü köyde yaşayanların kasabaya,
kasabada yaşayanların da şehre gitmesi gerekirdi.
Bunu bazen anne “oğlum uzaklara gitmesin”
diye istemez… Bazen de baba “benden sonra
mesleğimi kim devam ettirecek, yanımda meslek
sahibi olarak yetişsin” diye istemezdi. Bazen
etrafındaki sevenleri, bazen de çocuğun kendisi
istemezdi.
Bir de o devirde, kabiliyetli olmayanların
okumaya zorlanması pek hoş karşılanmaz,
başkasının hakkını yiyor, gözüyle bakılırdı. Bu
sebeple ilmi gerçekten arzulayan ve kabiliyetli
çocuklar medrese tahsili görürlerdi.
İşte Osmanlı bu maarif nizamıyla, buradan
yetişen insanlarla cihana hükmetti… Onlar ilmi
öğretmekten evvel, sevdirmeye bakarlardı. Gerisinin
zaten geleceği bilinirdi, nitekim geldi
de… Söğüt’de dikilen bir fidan, üç kıtayı bürüdü.
Osmanlıda çocuk olmak;
İlmi öğrenmeden önce, sevmek demekti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir