OSMANLI’YA MERSİYE

       Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun (1299) 700. yılına…
Sen gittin ey Sultan’ım âlemde elem kaldı
Altın kubbelerinden geride alem kaldı

Söğüd’ün yaylasını uzattın Viyana’ya
Çizdiğin haritadan elimde kalem kaldı

Atların nal sesini işiten o yıldızlar
Döküldü birer birer göklerde dîdem kaldı

Tuna’nın sularına zehr attı nice küffâr
Yeşerttiğin diyarda bir damla şebnem kaldı

Baş eğdi minareler bütgede karşısında
Camilerin yerinde secdeden busem kaldı

Rasulün türâbından uzaklaştı dudağım
Orda senin aşkından ağlayan Kâ’be’m kaldı
Revaklarla süsledin Ka’be’nin etrafını
Kubbelerin altında bir mahzun Harem kaldı
Arzı dilhun eyledin hasretinle dembedem
Ziyasını kaybeden gözlerimde dem kaldı
Adl ile muamelen mes’ud kıldı beşeri
Bize o saadetten sadece matem kaldı
Kalbindeki zikirle aştın nice surları
Surların alnında tek viran kitâbem kaldı
Kılıcın gölgesinde dinlenirdi bu cihan
Kılıçlar girdi kına ateşten gölgem kaldı
Asırlar hasretinden kıyamete koşuyor
Hatıran gönlümüzde mağrur, muhteşem kaldı
***
Sen gittin ey Sultan’ım kağıtta fermân kaldı
Leventlerinden yetim binlerce ummân kaldı
Barbaros gemilerle selamlar Akdeniz’den
Topkapı Sarayı’nda bitmeyen hazân kaldı
Alemdeki her gülün özlediği bahçendi
Şimdi gül ve bülbülde bir sonsuz hicrân kaldı
Kuş görmeyen saraylar duvarda mahpus hâlâ
Rüzgârlar saraylarda kaç asır mihmân kaldı
Cem edip nice aklı emrine râm eyledin
Ukala’dan her akla bir başka dermân kaldı
Her anın Bezm-i aşk’ta şuaraya ilhamdı
Şiirlerin övdüğü yaşanan cinân kaldı
Kucak açtı İstanbul sevgilisi Fatih’e
Güller atan kızlardan bir tutam reyhân kaldı
Yedi tepe vecd ile yüklendi kubbeleri
Yedi kat arştan inen ilahi ezân kaldı
Mührünü vurdu arza aşk ile kubbe kubbe
Tarihlerin tahtında bir Mimar Sinân kaldı
Gam dağıtan çeşmeler dest-i Muhammed idi
Bağrında bin yarayla davet-i iz’ân kaldı
Bâki ile Nef’i’den gururla aktı şiir
Söz bilmeyen Nedim’den derin bir irfân kaldı
Genç yaşında dünyaya sırt çevirdi Şeyh Galib
Ak düşmeyen bir sakal ve inci sühân kaldı
İstanbul’un ufkunda yükselen türbelerde
Peygamber’in sevdiği kaç kutlu Hâkân kaldı
***
Sen gittin ey Sultan’ım yolunda esrâr kaldı
Terk ettiğin mülklerde zehir yüklü nâr kaldı
Göğsünü siper edip durdurdu Selimiye
Evlad-ı Fatihan’dan kaç acı firâr kaldı
Acz içinde seyrettik nice muhacereti
Istırabla titreyen gönlümüzde âr kaldı
Orduların kurduğu otağların yerinde
Çadır kurduk mazluma içinde bîzâr kaldı
Düşmanların ardından bin bayram icad etti
Sevinçle oynamayan toprakta mezâr kaldı
Aşkın mürekkebiyle yazılmış nice hatt’lar
Silindi adâvetle duvarlar bîmâr kaldı
Kılıcın hakkı idi nihayet Ayasofya
Kapısına “Yâ Fettâh” yazdığın dîdâr kaldı
Gözlerinden bilinen maşukalar gittiler
Uğrunda can verilen ne âşık, ne yâr kaldı
Leb-i deryâ yalılar kucaklardı fakiri
Yâdımda o günlerden mehtâbla bahâr kaldı
Boğaz’ın sularıydı öpüşen saraylarla
Bu sevdayı arayan bir melul nazâr kaldı
Âb-ı hayât akan o Sâdâbad’ın yerinde
Mazisine ağlayan mülevves cûy-bâr kaldı
Kadrini bilmek için ne yazayım Sultan’ım
Aczinin idrakinde bu küçük eş’âr kaldı
Mahzun olma ey Kâfî Sultan’ın döner geri
Saltanat-ı Osman’a kaç leyl ü nehâr kaldı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir