Osmanoğulları’nın Sürgünü Gerçek Manada Nasıl Biter?

11 Ağustos 2015

Osmanoğulları için 91 sene
önce sürgün kanununun
çıktığı 3 Mart 1924 günü,
son padişah Sultan Mehmed Vahideddin
Han, son halife Abdülmecid
Efendi ve şehzade unvanını taşıyan
35 kişiyle birlikte ailenin toplam 37
erkek üyesi bulunuyordu.
O günün şartlarında saltanat iddiasında
bulunarak ülkede kurulan
yeni rejim için tehlike doğuracağı
düşünülen bu 37 kişinin sürgünü
makul görülebilirdi. Ancak başka
ülkelerin hanedanlarına uygulanandan
farklı olarak bizdeki sürgünün
kapsamı çok geniş tutulmuştu.

Türk tarihi boyunca bir Türk
devletinde tahta geçtiği hiç vaki
olmamış “Sultan” denilen padişah
ve şehzade kızları (42 kişi),
bu sultanların “Sultanzade” denilen
erkek (16 kişi) ve “Hanımsultan”
denilen kız çocukları (16
kişi), ayrıca buraya kadar sayılanların
zevc (18 kişi) ve zevceleri (27
kişi) ile birlikte kanunun saydığı
kişi sayısı 156’yı bulmaktaydı. Aralarında
72 yaşında pir-i fani olan
da vardı, annesinin kucağında 15
günlük bebek olan da. Ayrıca kanun
gereği sürgüne gitmesi gerekmediği
halde, çocuklarından ayrılamayan
anneler, annelerinden
ayrılamayan çocuklar, kızı ölmüş
bulunduğu için torunlarıyla giden
anneannelerin yanı sıra “Bendegân”
denilen kalfa, ağa, mürebbiye,
muallim gibi efendilerinden
ayrılamayan hizmetlilerle birlikte
gerçek sürgün sayısı 250’yi geçiyordu.
71’i erkek 85’i kadın 156 kişinin
gemiler ve trenlerle meçhul bir geleceğe
doğru çıktıkları bu yolculuk
sonrasında aileler parçalanmış,
yad ellerde bin bir sıkıntı çekilerek
dayanılmaz acılara katlanılmıştı.
Ailenin erkek üyeleri için 50 yıl
süren vatan hasretinin en azından kâğıt
üzerinde bitirilerek sürgünü sona erdiren
kanunun çıkarıldığı 15 Mayıs 1974
tarihinin üzerinden 41 seneden fazla bir
zaman geçti. Sürgün resmen sona erdi
ermesine de bu bahtsız Osmanoğulları
ailesinde açtığı derin yaralar acaba sarıldı
mı? Sadece padişahlarla kan bağı
olduğu için doğduğu, büyüdüğü
vatanlarından çıkarılan, 50 yıl cenazeleri
bile vatana sokulmayan
bu insanlara iade-i itibar yapıldı
mı? Hiçbiri hırsız ve katil olmadığı
halde bu tür suçlular için çıkarılan
bir af kanunu ile vatanlarına
dönüş izni verilen bu ecdat yadigârları
bir özrü hak etmiyor mu?
Yurt dışında otel odalarında intihar
eden, parkta bir bankın üzerinde ölü bulunan,
geçimlerini sağlamak için gazinolarda
keman çalmak, sabun satmak,
mezar bekçiliği yapmak ve gayrimüslimlerle evlenmek
zorunda bırakılan bu insanların
hakkı milletçe bizim üzerimize
geçmedi mi? Devlet eski dönemlerde
zulme uğramış Kürtlerden,
Alevilerden, Romanlardan özür
diledi ama bu aileye gerekli ihtimam
gösterilmedi.
Ben şahsen, son dönemlerde
milletçe katlanmak zorunda kaldığımız
uğursuzluklarda, bu aileye
yapılan haksızlık ve zulmün açtığı
yaraların layıkıyla sarılmamasının
payı olduğunu düşünüyorum.
KANUNUN TANIDIĞI
10 GÜNLÜK SÜREYİ
KİMSE KULLANAMADI
Resmî adıyla “Hilâfetin ilgâ ve
Hanedan-ı Osmanî’nin Türkiye
Cumhuriyeti memaliki haricine
çıkarılmasına dair 3 Mart 1340
(1924) tarih ve 431 numaralı kanun”
13 maddeyi ihtiva ediyordu.
3. maddede “İkinci maddede
mezkûr kimseler işbu kanunun
ilânı tarihinden itibaren azami on
gün zarfında Türkiye Cumhuriyeti
arazisini terke mecburdurlar”
deniyordu. Ancak kanun kapsamına
giren hanedan üye ve mensuplarından,
o sırada hasta yatağında
yatmakta olan Sultan Beşinci
Murad Han’ın kızı Fatma Sultan
ile eşi ve üç çocuğu hariç hiçbirisi
sözü edilen 10 günlük süreyi kullanamamışlardır.
Kanun, 6 Mart 1924 tarihli Resmi
Gazetede yayınlandığına göre
vatanı terk için son gün 15 Mart olmalıydı.
Hâlbuki Halife Abdülmecid
Efendi’ye, kanunun Meclis’te
kabul edilmesinin akabinde gece
yarısı tebliğ yapılıp oğlu Ömer
Faruk Efendi, kızı, zevceleri ve üç
kişilik maiyetiyle 4 Mart sabahı
Dolmabahçe Sarayı’ndan alınarak
Çatalca’ya getirilip Simplon Ekspresi’ne
bindirildiler.
Vatanı terk için 4 Mart günü
tebliğ yapılarak şehzadelere 6
Mart akşamına kadar, sultanlara
ve diğerlerine ise 1 hafta mühlet
verilmişti. Pasaportların zamanında
hazırlanamaması, Mısır’a
gitmek isteyenlere İngiltere Sefareti’nin
vize vermemesi, tren ve
gemilerin kalkış saatlerinin getirdiği
kısıtlamalar gibi sebeplerle
verilen mühletler birkaç gün uzamıştı.
Yine de 12 Mart günü bittiğinde,
o sırada zaten yurt dışında
olan sekiz kişi ile Fatma Sultan ve
ailesi haricinde, kanunun saydığı
kişilerin tamamı vatandan çıkarılmış
bulunmaktaydı.
*
Hanedanın, padişah sulbünden
inen ve sürgün listesinde ismi bulunan
37 erkek üyesinden yedisi,
kanunun çıktığı tarihte zaten yurt
dışında bulunuyorlardı.
Aslında sürgün en önce onlar
için başlamıştı. Bunlardan İtalya’da
bulunan Sultan Vahîdeddin
Han ve oğlu Mehmed Ertuğrul
Efendi zaten 18 Kasım 1922’den
beri sürgündeydiler. Mehmed
Burhaneddin Efendi ile iki oğlu
Mehmed Fahreddin ve Osman Ertuğrul
Efendiler de o sırada Viyana’da
bulunuyorlardı. Abdürrahim
Hayri Efendi Roma’da, Osman
Fuad Efendi ise İsviçre’de idiler.
Sultan Abdülmecid Han’ın kızı ve
son sadrazamlardan Damad Mehmed
Ferid Paşa’nın zevcesi Mediha
Sultan da, 1922 yılında eşiyle
birlikte Fransa’ya gitmişti.
SÜRGÜN, KADINLAR
İÇİN 28, ERKEKLER İÇİN
50 YIL SÜRDÜ
1924 yılında başlayan sürgün hayatı,
kadınlar için 28, erkekler için
50 yıl devam etti.
23 Haziran 1952’de hanedanın
kadın üyelerinin vatana dönmesine
imkân veren kanun çıktığında,
1924’teki sürgün listesinde bulunan
42 sultandan 17’si, aradan
geçen 28 yıl içinde vefat etmiş bulunuyordu.
Diğerlerinin de bu izinden
faydalanıp sürekli kalmak için
vatana dönmesi son derece zordu.
Mesela kocası veya oğlunun yasağı
devam eden bir sultan için bu
izin aslında anlamsızdı.Aradan yarım asır geçtikten
sonra 15 Mayıs 1974’te hanedanın
erkek üyeleri için de vatana giriş
izni verildiği zaman 1924 Martında
vatandan çıkarılan 37 erkek
üyeden sadece 10’u hayatta bulunuyordu.
Artık yaşları ilerlemiş,
çoğunun İstanbul’da ne bir akrabası,
ne de bir arkadaşı kalmıştı.
Şam’da yaşayan Harun Efendi
ve ailesi ile Mehmed Nazım Efendi
ve hanımı dışında İstanbul’a sürekli
yaşamak için dönen olmadı.
*
91 sene önce tren ve gemilerle
vatanı terk etmeye mecbur bırakılan
250 kişiden bugün [Ağustos
2015] sadece bir kişi hayattadır. O
da şu anda Beyrut’ta yaşayan 1918
doğumlu Bilun Hanımsultan olup
Sultan Abdülmecid Han’ın torunu
Fatma Zehra Sultan’ın kızıdır.
HAYATTAKİ ŞEHZADELER
VE SULTANLAR
Osmanoğulları denilen Osmanlı
Hanedan Ailesi’nde bugün 26 şehzade
ve 13 sultan hayattadır. Ayrıca
sultan çocukları olan 21 sultanzade
ve 14 hanımsultan bulunmaktadır.
Hayattaki şehzade ve sultanlardan
11, sultanzade ve hanımsultanlardan
da 9’u İstanbul’da
yaşıyor. Yani bu 74 kişiden 54’ü
hayatlarını yurt dışında, ABD, Almanya,
Fransa, İngiltere, İsviçre,
Avusturya, İspanya, Brezilya, Suriye,
Mısır, Ürdün, Umman, Birleşik
Arap Emirlikleri, Lübnan
ve Suudi Arabistan gibi ülkelerde
sürdürmektedir.
Bu bilgiden yola çıkarak sürgünün
tam olarak ve gerçek manada
bitmediğini söyleyebiliriz.
*
Şehzadelerden en yaşlı olanı,
23 Haziran 1924 Paris doğumlu
Osman Bayezid Efendi olup hanedan
reisidir. Sultan Abdülmecid
Han’ın padişah olmayan oğlu
Mehmed Burhaneddin Efendi’nin
oğlu İbrahim Tevfik Efendi’nin
oğludur ve Sultan Osman Gazi’nin
22. kuşaktan torunudur. New
York’ta yaşamaktadır.
En genç şehzade olan, 5 Ağustos
2015 Londra doğumlu Cem Ömer Efendi ise Sultan Osman
Gazi’nin 25. kuşaktan torunudur.
*
Hayattaki 13 sultanın en yaşlısı
olan Leyla Sultan, 17 Temmuz
1947 Viyana doğumludur.
Salzburg’ta ikamet eden Sultan’ın
babası, Sultan İkinci Abdülhamid
Han’ın oğullarından Mehmed
Abdülkadir Efendi’nin oğlu
Necib Ertuğrul Efendi’dir.
1924’TE 111 KİŞİYDİLER
ŞİMDİ 74
623 sene ile dünyanın gördüğü en
uzun ömürlü devletlerinden olan Osmanlı
İmparatorluğu’nun kurucusu
Osman Gazi’nin sulbünden gelen ve
onun en yakın akrabaları olan şehzade,
sultan, sultanzade ve hanım-
1. Osman Bayezid Efendi
(1924, Paris) Sultan
Abdülmecid Han’ın padişah
olmayan oğullarından
Mehmed Burhaneddin
Efendi’nin oğlu İbrahim
Tevfik Efendi’nin oğludur.
Sürgün sırasında annesinin
karnında idi. Hanedan
Reisi’dir. Evlenmemiştir.
New York’ta yaşıyor.
2. Dündar Efendi
(1930, Şam) Sultan İkinci
Abdülhamid Han’ın en
büyük oğlu Mehmed Selim
Efendi’nin torunudur.
Hanedan İkinci Reisi’dir.
Şam’da hanımı ile yaşıyor.
Çocuğu yoktur.
3. Harun Efendi (1932,
Lübnan) Dündar Efendi’nin
kardeşidir. Sürgünün
1974’te bitmesinden sonra
hanımı ve çocuklarıyla
İstanbul’a gelip yerleşti.
Hanımı, üç çocuğu,
bunlardan sekiz torunu
ve iki torun çocuğu ile
İstanbul’da yaşayan en
kalabalık Hanedan ailesinin
reisidir.
4. Cengiz Efendi
(1939, Kahire) Sultan
Mehmed Reşad Han’ın
torunu Mehmed Nazım
Efendi’nin oğludur.
Hanımıyla Greensboro’da
(North Carolina, ABD)
yaşamaktadır. İlk
evliliğinden iki çocuğu ve
iki torunu vardır.
5. Osman Selaheddin
Efendi (1940, İskenderiye)
Sultan Beşinci Murad
Han’ın torununun
torunudur. Anne tarafından
da Sultan Mehmed Reşad
sultanlar, sürgün kararının alındığı 3
Mart 1924 günü 111 kişi idi.
Aradan geçen 91 senede bu
miktar azalsa da devam etti ve günümüze
74 kişiyle ulaştı.
Dünyadaki bütün hanedanların
yaşayan mensupları belli kurallara
göre takip edilmektedir.
Osmanoğulları Hanedan Ailesi de
imparatorluk zamanından beri bu
dört ana kategoride kaydedilmektedir.
Zaten 1924’teki sürgüne de
bu dört kategorideki aile üyeleri
ve bunların eşleri dâhil edilmiştir.
Yoksa Sultan İkinci Mahmud
Han’ın kanını taşıyan en az 300 ve
daha önceki padişahların kızlarının
soyundan gelen çok sayıda kişi
şu anda hayattadır. İşte hayattaki
şehzadelerin ve sultanların isimleri
ve yaşadıkları yerler…

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir