Özel Dosya : Abdülhamid Han Dosyası

Kimdir Sultan Hamid Han?
Bu sorunun cevabı ya gerçekten bilinmez veya gerçeklerin bilinmesi istenmez!
Tam 33 yıl, 3 kıtada yaşayan milletin ve ümmetin, maddî ve manevî
sorumluluğunu sırtında taşıyan bir adamın hayatını ve yaptıklarını gizleyip
çarpıtmaktan, bambaşka şekillerde sunmaktan, kimin ne menfaati vardır?
İşte bütün bunların cevabı, bilmekten, öğrenmekten geçiyor!
Yani konuşmadan önce, birkaç sayfa okumak gerekiyor.

Bilmiyor musunuz? Merak da etmiyor
musunuz? İşte, aynı anda kendisine hem
Ulu Hakan hem de Kızıl Sultan denilen
Kimdir Sultan Hamid Han?

Sultan 2. Abdülhamid Han merhumun mücadelesini, yaptıklarını, düşmanlarını, hangi şekilde, hangi vasıtalarla kendisine saldırdıklarını, düşmanlarının asıl niyet ve maksatlarını bilmeyen, anlamayanlar; bugünleri, Türkiye’nin ve dünyanın bugünkü hâlini asla anlayamazlar.
Bundan dolayı, Abdülhamid Han ile ilgili (bilebildiğim-bulabildiğim) bütün hakikatleri aktarmak istiyorum. Ve bu çalışmaya da, Cennet-mekânın kendi yazdığı mektubu ile başlayacağım.

ABDÜLHAMİD HAN’IN BİR MEKTUBU

“Yâ Hû! Bismillahirrahmanirrahim.
O’ndan yardım dilerim. Hamd,âlemlerin Rabbi olan Allah’a, salâtların en efdali ve selamların en tamamı Efendimiz, âlemlerin Rabbinin elçisi Muhammed’e,âline ve bütün Eshabına… Tarikat-ı âliye-i Şazeliyyeşeyhi, ruha ve hayata feyz veren, asrın üstadı Şeyh Ebu’ş-ŞâmâtMahmud Efendi’ye arizamdır. Salih dualarınızı umarak mübarek ellerinizden öperim. Takdim-i ihtiramdan sonra arz edeyim ki,22 Mayıs tarihli mektubunuzu aldım. Sıhhat ve selamette olmanızdan dolayı Mevla’ya hamd ve şükrettim. Efendim, Allahütealanıntevfikiile, evrâd-ı Şazeliyyeninkıratine gece-gündüz devam ediyorum. Dâimi surette kalbî dualarınıza muhtac olduğumu arz ederim. Bu girişten sonra,zat-ı âlinize ve emsalsiz ehl-i semahata ve akl-ı selim sahiplerine, tarihin zimmetindeki bir emanet olarak aşağıdaki mühim meseleyi arz ederim:

“150 milyon İngiliz altını değil, dünya dolusu altın verseniz…”
Ben,Hilafet-i İslamiyyeyi, başka herhangi bir sebep dolayısıyla değil, ‘Jön Türkler’ adıyla bilinen İttihad Cemiyetinin baskı ve tehdidiyle bıraktım.Hilafeti terke zorlandım,mecbur bırakıldım. Buİttihadçılar, mukaddes toprak Filistin’de Yahudiler için millî bir devlet kurulmasına muvafakat etmem konusunda ısrar ettiler. Ancak, bütün ısrarlarına rağmen, bu teklifi kat’i surette kabul etmedim.Nihayet,150 milyon İngiliz altını vaat ettiler. Bu teklifi de kat’i surette reddettim ve kendilerine şu kesin cevabı verdim: ‘150 milyon İngiliz altını değil, dünya dolusu altın verseniz, bu teklifinizi asla kabul etmeyeceğim. Ben, Millet-i İslamiyyeye ve Ümmet-i Muhammede 30 seneden fazla hizmet ettim. Müslüman atalarımın ve dedelerimin, Osmanlı Halifelerinin yüzünü kara çıkarmadım.Bu sebeple teklifinizi kesinlikle kabul etmeyeceğim.’ Bu kat’i cevabımdan sonra hal’im(tahttan indirilmem) konusunda görüş birliği ettiler ve beni Selanik’e göndereceklerini bildirdiler. Bu son teklifi kabul ettim. Mevla’yahamd ettim ve ediyorum ki; mukaddes toprak Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması teklifinden kaynaklanan ebedî ayıbın lekesini Osmanlı Devletine ve Âlem-i İslama sürmeyi kabul etmedim. Bunun üzerine olan oldu.Ben bu sebeple tekrar tekrar Allahüteala’yahamd-ü sena ediyorum. Ve inanıyorum ki; arz ettiğim hususlar,bu önemli mesele hususunda yeterlidir. Bununla mektubumu bitiriyorum.Mübarek ellerinizden öper, ihtiramımın bütün dost ve kardeşlere selamımın kabulünü rica ve istirham ederim. Üstad-ı muazzamım! Sözü uzattım.Ama,zat-ı âlinizi teferruatlı bilgi sahibi kılma ve sizin de cemaatinizi malumat sahibi kılmanız düşüncesi beni buna itti. Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun! 22 Eylül 1329 (1913) Hâdimü’lMüslimin Abdülhamid bin Abdülmecid”
Bu mektub, Mecelletü’l Arabî’de neşredilmiştir.(Kuveyt,1972)Dr. Seyyid b. Hüseyin el-Affani’ninZehru’lBesatinminMevakıfil-Ulema ve’r-Rabbaniyyin isimli eserinden alınmıştır. (Ben Türkiye Gazetesi Takviminden aldım.)

4 kişilik meş’um heyet
Sultan 2. Abdülhamid Han’ı tahttan indirmek için gelen heyetin karşısındaki sultanın vakur ve soğukkanlı tutumu hakkında, hadisenin şahidi, kızı Ayşe Sultan diyor ki:
“Başkâtip Cevat Bey,Milli meclisten heyet geldiğini haber verdi. Babam,‘Buyursunlar’ dedi. Gelen 4 kişilik heyet içeri girdi. Babamın karşısına sıra ile durup, kısa birer selam verdiler. Babam mukabele etti. Gelenler ARNAVUT ESAT TOPTANİ,LAZ ARİF HİKMET PAŞA,ERMENİ ARAM EFENDİ,YAHUDİ EMANÜEL KARASO EFENDİ idi.”

SİYONİST YAHUDİLERİN TEZGÂHI

Cennetmekân 2. Abdülhamid Han’ın mektubunda geçen “Jön Türkler” ve “İttihadTerakki”nin ne olduğunu, kimler olduğunu iyi anlayabilmek için, Siyonist Yahudilerin Osmanlı ve Abdülhamid Han’a karşı neler planladıklarını çok iyi bilmek gerekiyor.
TeodorHerzl, bir yandan Sultan Abdülhamid’e yaklaşmak, güvenini kazanmak için çalışmalar yapıyor, sultana mektuplar yazıyor, bir taraftan da Filistin topraklarında Yahudi devleti kurabilmek için Amerika, Almanya, İngiltere, Fransa’daki Yahudileri örgütlüyordu. En büyük para desteğini de Rothschild’ler ve diğer Yahudi ve İngiliz baronlar sağlıyordu. T. Herzl, aynı zamanda Alman İmparatorunu da siyasi destek sağlaması için ikna etmeye çalışıyor ve görüşüyordu. SidneyWhitmann’a yazdığı mektupta TeodorHerzl şöyle diyor:
“Aziz dostum, size bu mektubumu davamızı desteklemek için çıkaracağımız yeni, kaliteli mecmuanın, ‘DieWelt’ başlıklı kâğıdına yazıyorum. ‘DieWelt’ 4 Haziran 1897’de yayınlanacak. Bu mecmuada Türkiye lehinde yazılar yayınlanacak. Ahmet Mithat Efendi’nin makalelerini burada yayınlayacağız. Bu makaleler, Sultan Abdülhamid’in resmi görüşmelerine uygun olacak. Eğer, Sultan Abdülhamid Han bizim için elzem olan şartları lütfedecek olursa, bizler de tedricen İmparatorluk maliyesini islah eder, kuvvetlendiririz.” (Doç. Yaşar Kutluay, Siyonizm ve Türkiye,S. 134)

Siyonist plan ve entrikaları – TeodorHerzl
Yine,TeodorHerzl Alman İmparatoruna yazdığı mektupta şöyle diyor:
“Benim aciz kanaatime göre,Almanya’nın himayesi altında kurulmasına müsaade edilecek (Suriye ve Filistin Yahudi Arazi Şirketi) bugün için maksada kifayet edecektir.
İngiltere’den muhalif bir davranış beklenmemelidir.Zira,İngiliz kilisesinin bizim tarafımızda olduğu bilinmektedir.
Fransa,hiçbir şey yapmayacak kadar zayıf durumdadır.Yahudi meselesinin Siyonist tarzda çözülmesi Rusya için önem taşımaktadır.” (Doç. Yaşar Kutluay,Siyonizm ve Türkiye,S.153)
Aynı Siyonist Yahudi TeodorHerzl,Abdülhamid Han’a hitaben yazdığı mektupta ise şunları söylüyor:
“Efendimiz,Osmanlı İmparatorluğunu çok sıkıntılı günler beklemektedir.Zat-ı Şahaneleri ümit ettiği yerlerin hiçbirinden yardım alamayacaklardır.Hazırlanmakta olan durum budur.Ama,bunu önleme fırsatı ve imkânı mevcuttur.Bu planın ilk şartı zaman kazanmaktır.Sonra,yeni gelir kaynakları ortaya çıkarılır ve İmparatorluğun direnme gücü arttırılır.Osmanlı İmparatorluğunun büyüklüğü ve kuvveti,Yahudi milletinin tek ümit kapısıdır. Dindar bir yahudi olarak, sizi kendi adıma değil, kardeşlerim adına ve Halife’ye beslediğim iyi niyetin sonucu olarak ikaz etmek isterim.” (Doç. Yaşar Kutluay, Siyonizm Ve Türkiye, S.251)

“EmanüelKaraso” olur “Emin Karasu”
Bu üç mektuptaki ifadeler, korkunç Siyonist plan ve entrikalarını ne güzel anlatmaktadır. Tabii ki, T. Herzl’in yanısıra diğer Siyonistler de başka başka vazifelerini yerine getirmektedirler. Mesela, soyadı kanunu ilanından sonra, Emin Karasu Beyefendi adını alan ve İstanbul’da bu isimle yıllarca avukatlık yapan meşhur Siyonist Yahudi EmanüelKaraso 1900’den sonra Osmanlı’ya nüfuz etmeye başlamıştı. T. Herzl’in 1904’te ölümünden sonra, adeta onun görevini üstlendi. Dahası, Osmanlının içinden, kendilerine yardım edecek, Siyonist Yahudi emellerine hizmet edecek bürokrat, komutan, devlet ricalini devşirmeye, dizayn etmeye başladı. Bu konuda ilk büyük icraatı da,12 Haziran 1903’te Talat Paşa’yı davet ederek İtalyan Makedonya Risorta Mason Locasına sokmak oldu. Talat Paşa,1904’de Fransız Veritas Locasına geçti,2. Nazır oldu.3 Mart 1909’da 33. derece masonluğa kabul edildi.1 Ağustos 1909’da kurulan Türkiye Büyük Locasının ilk “Büyük Üstadı” oldu. Talat Paşa, aynı zamanda “Bektaşi” olduğunu söylemektedir.(Tamer Ayan,Atatürk ve Masonluk,S.170)

Osmanlının içindeki yahudilerin durumu, diğer ülkelerdeki yahudilere göre çok iyiydi
Aynı EmanüelKaraso,1908-İkinci Meşrutiyet döneminde Osmanlı Meclis-i Mebusanında milletvekili olur.Abdülhamid Han’ın huzuruna çıkıp 150 milyon altın karşılığı Filistin topraklarından bir kısmını Yahudi devleti kurmak için isteyen heyetin içinde,EmanüelKaraso da vardır.Abdülhamid Han,tahtından indirildikten sonra,E. Karaso’nun Selanik’teki evinde hapsedilir.
1901 yılında Sultan Abdülhamid Han,TeodorHerzl’i Yıldız Sarayında kabul ettiğinde,Siyonizm’e düşmanlığını açıkça belli etmiştir.Yahudiler,yaklaşık 20 milyon Osmanlı tebaası içinde 230 bin nüfusa sahiptiler.Osmanlının içindeki yahudilerin durumu,diğer ülkelerdeki Yahudilere göre çok iyiydi.Hatta, 1868’den sonra iki Yahudi,Tanzimat Konseyinin daimî üyesi olmuştu. “Ama,SiyonistYahudilerin ileriye dönük inisiyatifleri”,Sultan Abdülhamid’in İslam birliğini güçlendirmek,Arap topraklarını Osmanlı İmparatorluğuna daha yakın kimliğe büründürmek gibi planlarına ters düşüyordu.” (Alan Palmer, Bir Çöküşün Yeni Tarihi,S.312)

Ne de olsa “Kale içeriden fethedilirdi”
Sultan Abdülhamid,bir taraftan yeni modern mektepler açıyor,dünyanın en meşhur hocalarını bu mekteplere yüksek maaşlar vererek getiriyordu.Yurt dışına eğitime giden Osmanlı gençlerinin Yahudilerin ve Masonların kucağına düştüklerini görüyor,buna engel olmaya çalışıyordu.Osmanlıyı tekrar güçlendirmek için ne gerekiyorsa yapıyor,dünyanın en büyük kara ordusunu kuruyordu.Bu da Siyonist Yahudi baronların,Mason localarının ve bunlara bağlı olan içimizdeki satılmışların işine gelmiyordu.1900’lü yıllarda,güya “Türklüğü kurtarmak”, “Türklüğü savunmak” maksatlı,Tanzimat dönemindeki Yeni Osmanlılar hareketine benzeyen bir teşkilatlanma başladı.Daha doğrusu,Siyonist Yahudi Baronlar ve Mason locaları tarafından başlatıldı.Ne de olsa “Kale içeriden fethedilirdi.” Buna Jön Türklük,Jön Türkler denildi.

JÖNTÜRKLÜK NE İDİ?

Jöntürklüğün ne olduğunu, aslını en güzel, en doğru bilenlerden birisi, şüphesiz 9 yıl içlerinde kalan şair Yahya Kemal Beyatlı’dır. Şimdi, kendi ifadelerinden Jöntürklüğün ne olduğunu dinleyelim:
“1903 Eylülünde (19 yaşımda) Paris’te Quertier Latin’de Jöntürklük cereyanına karıştım. O zaman Paris’te pek az Türk vardı. Jöntürklük ne idi? Sultan Abdülhamid-i Sani’ye karşı, İstanbul’un yüksek mekteplerinde ve sonra Paris’te bir zümre tarafından girişilen muhalefet hareketi idi. Bu hareket İttihad ü Terakki Cemiyyetini doğurdu.Kendi deruni itikadımla Sultan Abdülhamid’in zabıtasının pençesinden kurtulmuştum. Artık, hür Fransa bayrağının gölgesindeydim. Hür bir insandım. Bizim polis, istese bile beni alamazdı. “Bu adam Jöntürktür.” diye teşhir edilecek bir insanın seyrine milyonlarca seyirci koşabilirdi. “Jöntürk”, o derece acaip bir mahlûktu. Ben ise, Gençtürklük heveslerine kapılmış ve bu diyara düşmüş bir firariydim. Paris’te 9 sene fasılasız bir ikametten sonra 1912 Nisanında Paguet kumpanyasının Medie vapuruyla avdet ettim.

SuriyeliKatolikHalil Gaanem patentli “Jöntürklük”!
“Jöntürklük” tesmiyesini(ismini), ilk defa Halil Gaanem ortaya atmış. Halil Gaanem,Suriyeli bir Katolikti. İlk Meclis-i Mebusan’da mebustu.(İskoç Locasına mensup Mason)Mithat Paşa’nın mensuplarındandı. O meclis dağıldıktan sonra,Mithat Paşa ile Avrupa’ya kaçmış,bir daha da dönmemişti.Türk olmadıktan başka,Arap ve Marunî bile değil,daha çok Fransız’dı.Jöntürklük tesmiyesi,öz bir tesmiye değildi. (YahyaKemal,Çocukluğum,Gençliğim,Siyasi ve Edebi Hatıralarım,S. 181,197,202, 203)
Şunu da asla gözden kaçırmamak gerekiyor! “Jöntürklük” isminin ve kuruluşunun mimarı olan katolik Halil Gaanem,bazı cahiller tarafından İslam Âlimi sanılan,tescilli İngiliz ajanı ve mason CemaleddinEfgani’nin en yakın dostudur. (Cemil Meriç,Ümrandan Uygarlığa,S. 75)
Jöntürklük ismi,Genç Almanya, Genç İtalya,Genç Fransa isim ve hareketlerinden ilham alınarak konmuştu.
Sultan Abdülhamid Han zamanında halk tabakası bunlara con, conlar derdi. Con ismi, Farmason (Mason) gibi şüpheli bir mânâda kullanılırdı. Sürgünde, hapiste, ya da Avrupa’da firarda olanlara conconlar denirdi.

Jöntürklerin ahlaksız ve fikirsiz fikirleri
Jöntürklerin fikirlerini, söylediklerini ve yazdıklarını şu şekilde özetleyebiliriz:
“Hepimiz Osmanlıyız. Abdülhamid zulmetmese, Hristiyan tebaamız çok iyi vatandaş olurlar.Ermeni katliamını icra eden yalnız Yıldız Sarayı’dır. Ermeni meselesi, Abdülhamid’le Ermeniler arasında bir mücadeledir. Makedonya meselesi,yine Abdülhamid’in eseridir.Kanun-i Esasi ilan edilse, o da zail olur. Yunan Harbinde galip geldiğimiz halde,üste Girit’i verdik, Abdülhamid’in cinayetidir. İngiltere Akabe’yi aldı, Abdülhamid’in idaresi yüzündendir.
1877’den beri ne kaybettikse hep onun belasıdır. İngiltere, hayır hâhımızdır (iyiliğimizi isteyendir). Türkiye’de Kanun-i Esasi taraftarıdır. İngiltere, İstanbul’da hür bir idare istiyor. Hürriyeti ilan edersek ve İngiltere ile dost olursak, vatanımız kurtulur. Bütün Osmanlı tebaası kardeş ve kanun nazarında müsavi olmalıdır. Abdülhamid mecnundur. Halife olamaz. Osmanlı Hanedanından olduğu şüphelidir. Belki bir Ermenininsulbündendir.”
Tekerrür eden sözler bunlardı.(Yahya Kemal, Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım, S.191)

Abdülhamid Han’ın ilk tahttan azil fetvası Elmalılı Hamdi Yazır’dan
Jöntürklüğün ne olduğu, neler düşündükleri, Siyonist Yahudiler ve Masonlar tarafından nasıl kandırılıp, kendi hükümetlerine, yöneticilerine nasıl düşman edildikleri herhalde anlaşılmıştır.
İşin en tuhaf, en garip tarafı, Abdülhamid Han hakkında, ilk tahttan azil fetvasının Elmalılı Hamdi Yazır tarafından yazılmış olmasıdır. İnsanlarımıza âlim, ulema olarak tanıtılan, samimi Müslüman sandığımız bazı şahsiyetler bile, İngiliz ajanlarının, Yahudi ve masonların tesirinde kalarak, Abdülhamid Han’a ihanet etmişlerdir. Daha da tuhaf ve iğrenç olanı, Abdülhamid han hakkında Elmalılı Hamdi Yazır’ın yazdığı bu fetvada “31 Mart Vak’asının müsebbibi olmak, din kitaplarını tahrif etmek ve yakmak, devletin hazinesini israf etmek, insanları suçsuz yere idam ettirmek, liyakatsız, beceriksiz olmak” gibi iftiraların atılması ve yazılması idi.27 Nisan 1909’da Ayan ve Mebuslar Meclisinde bu karara karşı çıkan bir Rum milletvekili dövülüp dışarı atıldıktan sonra, Hal’ fetvası oy birliği ile kabul edildi. Abdülhamid Han’a karşı, İngiliz, Alman, Fransız, Yahudi, mason, Ermeni ittifakı başarılı oldu. “Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük, Batıcılık” isimleri altında Osmanlı’ya sirayet eden Yahudi ve mason planları ve entrikaları, Jöntürklüğün de, İttihad ve Terakki’nin de mayası olmuştu. “1889 Mayısında, İttihad-ı Osmanî adlı gizli bir cemiyyet kuruldu. Cemiyyetin üyelerinin önemli bir kısmı Türk kökenli değildi.” (Doç. Mustafa Çolak, Enver Paşa,Osmanlı-Alman İttifakı,S. 75)
Yahudiler,Masonlar,İngilizler, Müslüman-Türk milletini,Ümmet-i Muhammedi İslamcılar,Türkçüler,Batıcılar,Osmanlıcılar diye bölerek aramıza fitne soktular ve Osmanlıyı yıkmanın en kolay yolunu buldular.

İTTİHAD ve TERAKKİ CEMİYYETİ

İttihad ve Terakki Cemiyyetinin temeli,1889 yılında kurulan İttihad-ı Osmani Cemiyyetidir. İttihad-ı Osmani Cemiyyetini kuranlar,İbrahim Temo,Abdullah Cevdet,İshak Sükuti,Mehmet Reşit’tir.İlk kurucuların ve daha sonra cemiyyete katılanların önemli bir kısmı Türk kökenli değil, çoğunluğu da masondur. Mesela, İbrahim Temo ve İsmail Kemal, daha sonra Arnavut Ulusal hareketine katıldılar.Abdullah Cevdet ise,lider bir ateist Kürt konumuna geldi.(Doç. Mustafa Çolak,Enver Paşa Osmanlı-Alman İttifakı,S. 75)
“1906 Eylülünde Selanik’te posta zabiti Mehmet Talat tarafından “Osmanlı Hürriyet Cemiyyeti” kurulmuş,3. Ordu mensuplarının da desteğini kazanmıştı. İki ay sonra, Şam’daki 5. Ordu subayları arasında Vatan adlı bir başka dernek kuruldu.Jöntürk hareketinin liderleri,kendilerine “İttihad ve Terakki Komitesi” adını koydular.Bu teşkilat,Osmanlı Hürriyet Cemiyyeti ve Vatan derneğini,başka padişah muhalifi kuruluşları da içine aldı.Birbirine yaklaşan bu derneklerin ortak bağı Makedonya idi.1908’de Selanik,Jöntürk hareketinin güç merkezi olmuştu.” (Alan Palmer,Bir Çöküşün Yeni Tarihi,S. 318)

Fitnenin en büyüğü “31 Mart” vak’ası
Sultan Abdülhamid Han’ın,yıkılmak üzere olan Osmanlı’yı toparlama gayretleri,Balkanlardaki Ortadoks,Katolik,Protestan,Anglikan,Rum,Ermeni kiliselerini birbirine düşürerek,Osmanlı’ya zarar vermelerini engellemesi,İslam Birliğini tesis etme gayretleri,İngiltere’nin,Siyonist Yahudilerin ve masonların hiç işine gelmiyordu.Bundan dolayı, “Hürriyet,eşitlik,kardeşlik” sloganlarıyla ortaya çıkan Jöntürklük(İttihad Terakki) gibi cemiyyetler,arkalarında en büyük destekçi olarak İngiltere,Fransa,Almanya’yı buldular.Türlü türlü iftira ve entrikalarla Osmanlı ve Abdülhamid Han zayıflatıldı,zor duruma düşürüldü.Bu fitnenin belki de en büyüğü “31 Mart” vakasıdır.
Prof. Ekrem Buğra Ekinci, 20.03.2013 tarihli Türkiye Gazetesindeki yazısında şöyle söylemektedir:
“İttihad Terakki’nin büyük bölümü Alman yanlısıydı.İngilizler,31 Mart vakasını tertipleyip yönetimi ele geçirmeye çalıştılar.Başaramadılar ama,Hilafet gücü ile emperyalizme karşı direnen Abdülhamid Han tahttan indirildi.Yıldız Sarayı yağmalandı.Sonra bu yağmacılık mahkemelik oldu.Kimlerin ne çaldığı gazetelerde ilan edildi. Bir-iki isim sayılsa,kıyamet kopar.Saray kadınları sokağa atıldı.Bir kısmı memleketine döndü.Yaşlılar Darülaceze’ye,gençleri Beyoğlu’na düştü. Böylece ‘Hürriyete kavuşturuldular.’ Sultan Reşad tahta çıkarıldı ama,bütün selahiyetleri budanarak.”

Her kılığa giren, her çeşit insanı kandırıp kullanabilenmaymuncuk yapı; Masonlar
İttihad Terakki Cemiyyeti mensuplarının değişik fikirlerde,değişik yapılarda,değişik siyasi görüşlerde insanlardan oluştuğunu görüp yanılanlar çoktur.Masonlar her tür,her çeşit,her sınıftan insanların kılığına girer,ya da her çeşit,her sınıftan insanları kandırıp kullanabilirler.Bu konuda,yine olaylara en yakından şahit olmuş,içlerinde bulunmuş olan Yahya Kemal Beyatlı bakın ne diyor:
“İttihadçı ittifakının içinde en dinsiz masonlar yanında en şedid İslam ittihadçıları,en geniş insaniyetçi ve medeniyetçiler yanında en dar kafalı milliyetçiler bulunduğu gibi,en seciyeli tanınmış adamlarla,seciyesizlikleri herkesçe malum adamlar,temiz vatanperverlerle vurguncular yanyana görülüyordu.” (Çocukluğum Gençliğim Siyasi ve Edebi Hatıralarım, S. 171)

İttihad Terakki Cemiyyetininrol modeli Masonlar
Şunu hiç unutmamak gerekir ki; Hz. Ali (radyallahüanh) “Bana arkadaşını söyle,senin kim olduğunu söyleyeyim.” buyurmuş. Dindar,vatansever,namuslu,şerefli,akıllı bir Müslüman,nasıl olur da Masonlarla dost olur?İnsanlarımızın anlayamadığı,içinden çıkamadığı asıl mesele budur.Aslında,asla olamaz! Bir Müslüman,kâfirleri,dinsizleri dost,arkadaş edinemez!Onlarla birlikte hareket edemez.Bir insanın hem Müslüman olması,hem milliyetçi olması,diğer yandan da Yahudi ve masonlarla birlik olup, Müslüman devlet başkanına karşı hareket etmesi düşünülebilir mi?! Ama, İttihad Terakki Cemiyyeti çerçevesinde,bu aynen olmuştur.
Bakınız,Prof. Ekrem Buğra Ekinci ne diyor: “Rol modeli olan masonlar gibi,İttihad Terakki Cemiyyetinin her sınıftan adamı vardı.Ateist Abdullah Cevdet,İslamcı Mehmet Akif,Milliyetçi Ziya Gökalp,dönme Cavid’e varıncaya kadar geniş bir kitleyi kucaklamayı becerdiler.Talat Paşa gibi her gece içeni de vardı, Enver Paşa gibi namaz kılanı da. Muhalifleri kiralık katillerle susturdular.En yakın akrabalarını öldürmekten çekinmediler.” (Türkiye Gazetesi, 20.03.2013)

İkinci Abdülhamid’in İslam dünyasındaki prestiji
Yılmaz Öztuna,Büyük Türkiye Tarihi kitabının 7. Cild,184,185. sayfalarında şöyle diyor: İkinci Abdülhamid’in İslam dünyasındaki prestiji muazzamdı.Doğu Türkistan ve Orta Afrika’daki zenci Borno Krallığı bile onun adına hutbe okutup para bastırıyor, padişahı metbu tanıyorlardı. Türk subayları, doktorları, hocaları, din adamları İslam âleminde gezip dolaşıyorlardı. Bugün bile (1967) Afrika’nın bazı ücra yerlerindeki camilerde 2. Abdülhamid adına hutbe okunduğunun basına intikal ettiği hatırlanırsa,bu hükümdarın şahsi prestiji hakkında bir fikir edinmek kabil olur.2. Abdülhamid Han,Azerbaycan mekteplerinde yasaklanan Türkçe tedrisatın iadesini Nasireddin Şah’ın oğlu Muzaffereddin Şah’tan rica etmiş,bu ricası derhal yerine getirilmiştir.Padişahın bu Panislamist ve Pantürkist siyaseti, İngiltere,Fransa ve Rusya’yı fevkalade ürkütüyordu.” (Ahmet Kabaklı,Temellerin Duruşması,1. Cild,S.130)
İşte,İttihad ve Terakki Cemiyyeti denilen mason teşkilatı Abdülhamid’i devirerek İngiltere,Almanya,Fransa ve Rusya’nın ekmeğine yağ sürmüş oldu.

BATICILAR,İSLAMCILAR, TÜRKÇÜLER

Bu bölümde,İngilizlerin,Yahudilerin,Masonların yalan ve entrikalarına aldanıp Abdülhamid Han’a düşman olan,Osmanlının yıkılmasına bilerek veya bilmeyerek yardım etmiş olan bazı şahıslardan bahsedeceğiz.Maksadımız,hiç kimseye hakaret etmek,küçültmek,aşağılamak değildir.Sadece,anlatılmayan,yazılmayan doğruları,gerçekleri açıklamaktır.

Tevfik Fikret
“Batıcı’’ zihniyetin meşhurlarından birisi Tevfik Fikret’tir. “Cin de yok,melek de, Cin de biziz melek de/Dünya dönecek Cennete insanla inandım.” şeklinde Amentü yazmıştır.Oğlu da,tahsil görmek için gittiği Amerika’da Presbitiriyen Kilisesinde papaz olmuş ve öyle ölmüştür.Çok hızlı bir İttihadçı iken,İttihadçıların daha sonraki icraatlarını görünce onlara cephe almıştır.Robert Kolej’de Amerikalıların himayesine girmiş,hem Abdülhamid Han’a,hem de İttihadçılara hakaretler yağdırmıştır.
Abdülhamid Han’a bombalı suikast hazırlayan Belçikalı Taşnakçı Ermeni terörist Edward Joris’e hitaben yazdığı şiirde;
“Ey şanlı avcı,dâmını beyhude kurmadın/Attın fakat yazık ki,yazıklar ki vuramadın.” diye onu över.Tevfik Fikret,rahmetli Prof. Dr. Ayhan Songar’a göre tedavisi mutlaka gerekli bir ruh hastasıdır.Bir şiirinde de, “Milletim nev-i beşerdir.Vatanım ruy-ı zemin” demiştir.Yani,milletim tüm insanlık,vatanım da tüm dünyadır,demektedir.

Abdullah Cevdet
Diğer meşhur “Batıcı” Abdullah Cevdet’tir. “Abdülhamid Han hakkında yüz yalan uydurdum. Sonra bu yalanlara kendim de inandım.” diyen Abdullah Cevdet,18 Mart 1915’te Çanakkale Boğazını geçmek için saldıran İngiliz,Fransız donanmaları için de; “Medeniyet ayağımıza kadar geldi,biz geri teptik.” demiştir. “Savaşlardan dolayı,Türk kadınlarını ilkah edecek safkan Türk erkeği kalmadı.Macaristan’dan damızlık Türk erkeği ithal edelim.” sözü çok meşhurdur.

Ali Suavi
Ali Suavi adındaki “Batıcı” İngiliz ajanı ise,bir İngiliz bayanla evlidir.Her türlü Osmanlı ve Abdülhamid düşmanlığını yapar.İngilizlerin desteklediği bir darbe ile Abdülhamid’i tahttan indirip,5. Murad’ı tahta çıkarmaya çalışırken, muhafız 7-8 Hasan Paşa tarafından sopayla öldürülür.Karısı Mary,tüm belgeleri yakıp İngiltere’ye kaçar.

Mehmet Akif
İslamcıların en meşhuru,şüphesiz Mehmet Akif’tir.Halen müftü ve vaizlerin hutbelerde şiirlerini okuduğu,İslam Âlimi yerine konan,şiirleri hikmet sanılan Akif’in hocası Muhammed Esed,Yahudi iken Müslüman olduğunu söyleyen,Vehhabi-Selefi meşrep ve tefsir yazan birisidir. (Kadir Mısıroğlu,Tahrif Hareketleri,3. Cild,S. 686) Muhammed Esed,Kral Suud’la,Cinnah ve İkbal’le tanıştıktan sonra Portekiz’e yerleşir ve orada ölür.Mehmet Akif, Teşkilat-ı Mahsusa üyesidir,yani istihbaratçıdır.Enver Paşa’nın en yakınlarındandır. Safahat şiir kitabının 1966 öncesi baskılarında yer alan bir şiiri,daha sonraki baskılardan çıkarılmıştır.(Şairin kendisinin ölümü 27 Aralık 1936’dır.) Bu şiirinde Mehmet Akif, halîfe-i müslimînAbdülhamid Han için şöyle der:
Sofrasında şampanyası hala ayran/Yirminci asırdan utan bari a hayvan.”
İttihadçılar içinde Abdülhamid Han’a onun kadar küfür ve hakaret eden başka biri yoktur. Safahat’ta halen bulunan İstibdad şiirinde Abdülhamid’e hitaben;
“Ne mel’unsun ki,rahmetler okuttun ruh-u İblise” demektedir.Bundan başka,yine Sultana hitaben kızıl kâfir,haydut,hayvan,maymun,nekbet,rezil gibi hakaretleri vardır.
Mehmet Akif ve onu bu yola iten CemaleddinEfgani,Muhammed Abduh hakkında daha fazla bilgi isteyenler,merhum Ahmet Davutoğlu Hoca’nın “Dini Tamir Davasında Din Tahripçileri” kitabını mutlaka okumalıdırlar.

Ziya Gökalp
Türkçü meşhurların en büyüğü,şüphesiz ki Ziya Gökalp’tir.İttihad Terakki hareketine katılmış ve “Merkez-i Umumi” azası olmuştur.Fransız sosyolog ve filozof Emil Durkheim’ın tesirinde kalmıştır.En yakın dostu,üstadı olan Munis Tekin Alp,belki de Osmanlı’da ilk Türkçü idi.Lakin,gerçek ismi,Haham MoizKohen’dir.Ziya Gökalp,bunların etkisi ile Türkçü olmuştur.Bir yandan,Türkleşmek-İslamlaşmak-Muasırlaşmak gibi fikirler güdüp Türkçülüğün Esaslarını yazarken,bir yandan da 6 ok’un altyapısını hazırlıyordu. Tamer Ayan,Atatürk ve Masonluk kitabının 22. sayfasında; “Ülkesinin kahramanı haline gelen,toplumun sevip saydığı onca insan ‘Mason’ denilerek karalanamaz.Namık Kemal,Ziya Paşa,Mithat Paşa,Ziya Gökalp,M.Emin Yurdakul gibilerin neresine kara çalınabilir?” diyor.Yani,bunların mason olduklarını ifade ediyor. “Ziya Gökalp’in,Durkheim’dan aktardığı,Milletin Tanrı Olduğu fikri,aydınları da etkilemiş ve şu sonuca varılmıştı:Dini hisler zayıflamadıkça,milliyet hisleri kuvvetlenemez.” (Ahmet Kabaklı,Temellerin Duruşması,S.225)

Zamanlar üstü Kitâbullâhı, zamana uydurmaya kalkışan bedbaht
“Mü’minler maruf olan şeyleri emreder” ayet-i kerimesindeki “Maruf” ifadesi,Ziya Gökalp ve arkadaşları tarafından örf,adet kabul edilerek,İslamiyyeti adeta modaya göre değiştirmeye kalktılar.Ziya Gökalp; “Nikah,talak,miras,bu üç işte gerek müsavat/Bir kız irste yarım erkek,izdivaçta dörtte bir/Bulundukça ne aile, ne memleket yükselir” mısraları ile Kur’an-ı Kerimin aile ve miras ile ilgili açık emirlerini değiştirerek zamana uydurmaya çalışmıştır. Reformcuların,sapık itikadlı kişilerin Türkçe Kur’an,Türkçe Ezan,Türkçe İbadet düşüncelerinin fikir babası Ziya Gökalp’tir. “Bir ülke ki,camiinde Türkçe Ezan okunur/Köylü anlar namazdaki manasını duanın/Bir ülke ki, mektebinde Türkçe Kur’an okunur/Ey Türkoğlu,işte orasıdır senin vatanın” şiiri,daha sonraki masonlara da ilham kaynağı olmuştur.

Kılavuzu karga olanın…
1928’de İstanbul Üniversitesi Prof’ları,bir rapor hazırlamışlar,bazı camilerde de bu tatbik edilmiştir.Köprülü Fuad,İzmirli İsmail Hakkı,ŞerafeddinYaltkaya,Mehmet Ali Ayni imzalarını taşıyan bu rapor şöyle idi: “Din de diğer sosyal teşekküller gibi,hayatın akıntısına uymalıdır.Din,eski şekillere bağlı kalamaz.Türk demokrasisinde,din de muhtaç olduğu inkişafı göstermelidir. Camilerimiz kabil-i iskân hale getirilmeli,sıralar,elbise askıları konmalı,içeriye ayakkabı ile girilmelidir.İbadet lisanı Türkçe olmalı,hutbeler Türkçe okunmalıdır.Camilere müzik aletleri konmalıdır.Hutbeleri imamlar değil,din filozofları vermelidir.”
Şimdiii,günümüzdeki bazı müftü ve vaizlerin neden filozof gibi konuştuklarını,İslami ilmlerden,haram,helal,farz,vacip,sünnetlerden bahsetmedikleri,Cuma hutbelerinin neden Türkçe okunduğu,ihtiyaç olmadığı halde mikrofon ve hoparlörün neden mecbur tutulduğu,neden İslam alimlerinden nakiller yapılmadığı da böylece anlaşılmış olmuyor mu?!..

Öyle hayata öyle ölüm; Ziya Gökalp, Allah’a küfrederek ölmüştür
“Ziya Gökalp,Fransız Hastanesinde sabaha kadar başını duvarlara çarpa çarpa,Allah’a en galiz küfürlerle küfrederek ölmüştür.” (Necip Fazıl Kısakürek,Sahte Kahramanlar,S. 79) Birbirleriyle tamamen zıt fikir sahibi gibi görünen bu Batıcı-İslamcı-Türkçü şahsiyetlerin ortak noktasıAbdülhamid ve Osmanlı düşmanlığı ile Ehl-i Sünnet Vel Cemaat itikadı muhalifliğidir. Bir Allah Dostu, hikmet sahibi zat şöyle der:
“Bu dünyada en kötü şey,doğru diye bir yanlışa sarılmak,daha da kötüsü,yanlış diye bir doğruya saldırmaktır.” Allahü teala muhafaza buyursun!

NETİCE

1909’da 2. Abdülhamid Han, Siyonist Yahudi Baronlar, İngiltere ve bunların yerli işbirlikçisi olan Mason İttihad ve Terakkiciler tarafından tahtından indirildi. Fakat, Hilafet makamı yerinde kaldı. “Hilafet” diğer Müslüman ülkelerde etkisini devam ettirdi. Hilafetin varlığı ve etkisi,1. Dünya Savaşında(Çanakkale ve diğer cephelerde),İstiklal Savaşında bize büyük faydalar sağladı. Bunun üzerine İngiltere, “ConstantinopolitanState” tasarısından vazgeçerek, Hilafeti doğrudan doğruya Türk hükümeti eliyle yok etme planını uyguladı. Lozan öncesi,gizli pazarlıklarla bunu kabul ettirdiler!..

Hasta yatağımdan söylediğim bu sözlere tarih kulak kabartsın
Filozof Rıza Tevfik Abdülhamid’e karşı “31 Mart Vakası” denilen iğrenç komployu kuranların başında geliyordu. Daha sonra yazdığı “Sultan Hamid’in Ruhundan İstimdad” şiiri, rahmetli Necip Fazıl tarafından 1947 yılında Büyük Doğu Mecmuasında neşredilince, Necip Fazıl hapsedildi. Avukat Abdurrahman Şeref Laç, bu şiir konusunda filozof Rıza tevfik ile hasta yatağında görüştüğünde şu cevabı almıştı:
“Ben bu şiiri, Türk milletine hakaret kasdıyla değil, tamamıyla aksi olarak, Türk Milletini ölüme götüren bir zümreyi teşhir ve Abdülhamid Han’a edilen iftiraları tesbit gayesi ile yazdım.31 Mart Vakasını tertiplediği isnadı altında tahtından alaşağı edilen büyük Hükümdar, bu isnadla sade iftiraların değil, tertiplerin de en hainine hedef tutulmuştur.31 Mart’ı tertipleyen İttihatçılar ve bu işe memur edilenler arasında bizzat ben varım.31 Mart’ı kışkırtma ve körükleme işini Selim Sırrı (Tarcan) ile ben idare ettik. Hasta yatağımdan söylediğim bu sözlere tarih kulak kabartsın.” (Ahmet Kabaklı, Temellerin Duruşması,1. Cild,S.148)

Turan yapacaktık, viran olduk
Bu ifadeler, aynen Enver Paşa’nın itiraflarına benzemektedir. Enver Paşa da bir konuşmasında, “Turan yapacaktık, viran olduk. Ulu Hakanı anlayamadık, hata ettik. Siyonist Yahudilerin maskarası olduk.” demiştir.

SULTAN HAMİD’İN RUHANİYYETİNDEN İSTİMDAD

Nerdesin şevketli, Sultan Hamid Han
Feryadım varır mı barigâhına
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan
Şu nankör milletin bak günahına

Tahkire yeltenip tac ü tahtını
Sınadı bu millet kara bahtını
Anladı sillenin nerm ü sahtını
Rahmet et sultanım sûz-i ahına

Tarihler namını andığı zaman,
Sana hak verecek hey koca sultan
Bizdik utanmadan iftira atan
Asrın en siyasi padişahına

Padişah hem zalim,hem deli dedik
İhtilale kıyam etmeli dedik
Şeytan ne dediyse,biz “beli” dedik.
Çalıştık fitnenin intibahına

Divane sen değil, meğer bizmişiz
Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz
Sade deli değil, edepsizmişiz
Tükürdük atalar kıblegâhına

Sonra, cinsi bozuk, ahlakı fena
Bir sürü türedi girdi meydana
Nerden çıktı bunca veled-i zina
Yuh olsun bunların ham ervahına

Bunlar halkı didik didik dittiler
Katliama kadar sürüp gittiler
Saçak öpmeyenler secde ettiler
Bir asi zabitin pis külahına

Şimdi varsa yoksa ……. …..
Şöhretine herkes fuzulî dellal
Âlem-i manadan bak da ibret al
Uğursuz talihin şu gümrahına

Haddi yok açlıkla derde girenin
Sehpa-yı kazaya boyun verenin
Lanetle anılan cebâbirenin
Bu rahmet okuttu en küstahına

Şimdi herkes için vatan mezardır
Herkesin beladan hissesi vardır
Selametle eren pek bahtiyardır
Bu şeb-i yeldânın şen sabahına

Milliyet davası fıska büründü
Rida-yı diyanet yerde süründü
Türkün ruhu zorla asi göründü
Hem Peygamber’ine, hem Allah’ına

Sen hafiyelerle dem sürdün ancak
Bunlar her tarafa kurdu salıncak
Eli yüzü kara bir sürü alçak
Kemend attı dehrin mihr ü mahına

Bu itler -nedense- bana salmadı
Belalıydı başım kimse almadı
Seyrandan başka da bir iş kalmadı
Gurbet ellerinin bu seyyahına

Hoş oldu cilvesi Cumhuriyet’in
Tadı kalmamıştı Meşrutiyet’in
Deccale zil çalan böyle milletin
Bundan başka çare yok ıslahına

Lakin sen sultanım gavs-i ekbersin
Ahiretten bile himmet eylersin
Çok çekti şu millet, murada ersin
Şefaat kıl şahım meded-hâhına.

Rıza Tevfik Bölükbaşı

*
Her şey ne kadar açık ve net. Tabii ki anlayana!..
Sultan Abdülhamid Han’ın bedduası inşaallah kabul olur ve olmuştur. Kısaca şöyle demişti koca Sultan:
“Şahsımı değil, milletimi bu hale getirenlere hakkımı helal etmiyorum. Milletimi dirilişsiz bir ölüme götüren sahte kurtarıcılardan ve sahte kurtuluşlardan kurtar Ya Sübhan!”
Amin, amin, amin Ey Allahım.
Ruhun şâd olsun ey koca Sultanım!
Biz vazifemizi yapmaya çalıştık, İnayet ve Tevfik Allah’tandır.
Bizden söylemesi!

31-mart-vakasi abdul_hamidabdulhamiti-tahttan-indiren-fetva

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir