Pusula

Yeryüzünün Sultânı Süleyman Han, asi
ve zalimlere haddini bildirmek için
Avrupa içlerine yürümüştü. Hava çok
sıcak, asker yorgundu. Arazi de daralmış,
koca ordu bağların içinden geçmek
zorunda kalmıştı.
Bu havada üzümler de nasıl “ye beni”
der gibi gülümsüyor, göz kırpıyordu
kahramanlara.
♥ ♥ ♥
İlk molada bir Hristiyan köylü onlara
yetişti. Hemen komutanı buldular, tercüman
getirdiler. Adam heyecan içinde;
“Ben bağımdan ümidimi kesmiştim.
Fakat kimse malıma dokunmamış.
Sadece, bir tek salkım üzüm kopmuş,
onun da yerine şu para kesesi bağlanmış.
Yahu bizim ordumuz bile gelse,
bize böyle hassas davranmazdı, sizler
nasıl düşmansınız” dedi.
♥ ♥ ♥
450 yıl sonra. Güvenlik güçlerimiz, asi
ve zalimlere haddini bildirmek için
Diyarbakır’a gitmişti. Çarpışmalar devam
ediyor, şehitler veriyorduk.
Sakin bir vakit… Merkez, Sur ilçesinde
terkedilmiş bir ev.
Burada biraz dinlenen kahramanlarımız
çay demlemiş. Fakat yanlarında
kalmadığı için, evde buldukları şekerden
kullanmışlar ve iki kâğıt 5 liralıkla
birlikte şu notu yapıştırmışlardı:
“Hakkınızı helal edin. Biraz şekerinizi
kullandık. Gönül isterdi ki çayımızı
beraber içelim. (İnşallah olacak). Türkiye
Cumhuriyeti.”
♥ ♥ ♥
Fitne, fesat, ihanet; hak olan yolun her
zamanki taşıdır, dikenidir…
İbretlik hatıralar, örnek alınması gereken
hikâyeler ise elden ele, dilden dile
dolaşmalıdır.
Bu neden önemli? Çünkü biz, kendi
tarihimizde yaşananları, bize anlatanlardan
dinledik, ibret aldık, onları örnek
aldık.
♥ ♥ ♥
Şimdi yaşananları ise bizler anlatacağız,
sonrakiler bunları bizden dinleyecek.
Peki, nereden okuyacak?
Tabii ki Dîvanyolu’ndan…
Çünkü dergimiz, kendi güzelliklerimizi,
tertemiz evlatlarımıza ulaştırıyor ve
ulaştırmaya devam edecek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir