Röportaj: Ali Osman Dağlı Hepimiz Birer Engelli Adayı Değil miyiz?

22 Ocak 2016

Daha konuşmayı öğrenirken, Alo Bilgi kasetleri, Evliya menkıbeleri ve tarihi filmler sayesinde tarihe, tasavvufa, fıkha, ilme sevdalandı.
Bir yandan Şark usulü Medresede tahsil görürken, diğer yandan Sakarya Üniversitesi İşletme Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. Çeşitli konularda araştırmalar yaptı. Şeyh Şaban Lütfullah Efendinin Hayatı, Sorularla Tasavvuf, İsmetiyeYolunda Tarikat Adabı, Lütuf Yolu ve Görme Engellilerin Dini Hayatı, kitaplarını hazırladı. Tavukkarası olan gözleri beş altı yıl kadar önce tamamen kapandı.

Din görevlisi olarak çalıştığı AnadoluhisarıFatih Camii’nin müezzin kadrosunda ama gerektikçe imamlık yapıyor, Kur’an kursunda da 7’den 80’e kadar her yaştan elli kadar talebeye ders veriyor. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde ise Din Sosyolojisi mastırı yapıyor.

– Ali Osman hocam, genel anlam itibariyle engellilik nedir?
– Kişinin, rûhen ya da bedenen, sosyal hayatta veya özel hayatında, herkeste var olan gerekli donanımlara veya imkânlara sahip olamama hâlidir. Yani yaşantısında, başkalarına veya herhangi bir araca mutlak muhtaç olarak hayatını sürdürmektir.

– Engellilik her zaman fiziksel midir?
– Engellilik, göreceli bir mefhumdur. Acaba sadece gözü görmeyen veya kulağı işitmeyen ve bedensel engelliler mi engellidir? Yoksa bedensel engeli olmayıp da çeşitli sebeplerle maksatlarına ulaşamayanlar da engellisayılır mı?
Bu konuda değişik görüşler vardır. Meselâ “gençlik”yani yaşı genç olmak, bir lider olmak veya seçilme hakkına, engel sayılmaktadır.

– Peki cinsiyet?
– Sözünü ettiğimiz bakışa göre “kadın olmak” da birçok şeye engeldir. Çünkü onlar, zarif bir bünyeye sahip olduklarından ağır işlerde çalışamazlar. Çok nadiren asker olsalar da, taciz tehlikesi olan yerlerde nöbet tutamazlar. Onların “muayyen halleri” de bazı işlere engel teşkil etmektedir. Pilot olan bayanların uçuşlarına, o bir hafta veya 10 günlük halleri engeldir.
Demek ki bu açıdan bakıldığında, gözü görmeyen veya kulağı işitmeyen ve bedensel engeli olmayanlara da bazı engeller vardır.

– Peki engellilik çeşitleri nelerdir hocam?
– Efendim, engellilik çeşitlerini; Bedensel (yani fiziksel) engellilik, Rûhî(veya zihinsel) engellilik ve Sosyal engellilik diye 3 gruba ayırabiliriz.
I.) Bedensel engellilik dendiği zaman; körlük, sağırlık ve dilsizlik, topallık, çolaklık, felç ve yatalaklık ve benzeri, geleneksel isimler verilen birçok hastalıklar da akla gelir. Mesela kanser hastalığı, şeker hastalığı, siroz ve kalp hastalıkları da bir nevi engelliliktir. Çünkü bunlar da kişinin sosyal hayatında birçok aktivitesine engel olmaktadır.

II.)Rûhî(veya zihinsel) engellilik dendiği zaman ise, kişilerin kendi iç dünyalarındaki (çocukluk çağlarında yaşadıkları bazı şok olaylar nedeniyle veya ilâhi takdir ve sınav gereği) bazı rûhî kusurlar ve eksiklikler nedeniyle “zihinsel davranış ve tutumlarını kontrol altında tutamamaları” akla gelir. Bir nevi psikolojik olan bu engelliliğe ek sebepler olarak, anne karnındayken ya da çocuklukta yaşadığı bir tepkiden dolayı, sosyal hayatta başından geçen çok üzücü bir olaydan, iflâstan, ağır bir hastalıktan, toplumdan dışlanma gibi sebeplerden dolayı ârız olabilir. Bunlar psikologların alanlarına giren engelliliklerdir. Bir de psikiyatristlerin alanına giren engellilikler vardır ki, bunlar beyinde oluşan bazı hasarlar nedeniyle, zarar görmesiyle ortaya çıkarlar. Bunları iki farklı alanda değerlendirmek lâzımdır. Meselâ sara hastalığının, hem psikologların hem de psikiyatristlerin ilgi alanlarına giren birçok çeşitleri vardır. Psikologlar, tutum ve davranış biçimlerindeki ârızalarla ilgilenirler. Psikiyatristler ise beyindeki hasarlar ve deformasyonla veya vücudun bazı enzimleri az ya da çok salgılamasındanortaya çıkan aksamalarla uğraşırlar.

III.)Sosyal engellilik ise kişinin toplum içerisinde, serbestiyetinin sınırlı olması hâlidir. Meselâ; üst düzey bir yönetici veya çok ünlü sanatçılar, çarşıda veya kalabalık ortamlarda bizler gibi serbest hareket edemezler. Onların makam ve şöhretleri, serbest hareket etmelerine bir nevi engeldir. Bir kadın gecenin saat üçünde, ayyaşların ve balicilerin çokça bulundukları sokaklarda yürüyemez. Kadın oluşu buna engeldir. Herhangi bir genç, yaş sınırı olan üst düzey makamlarda görev alamazlar. Yaşları buna engeldir. İlk, orta veya lise tahsilli olanlar, yüksek tahsil gerektiren makamlara gelemezler. Tahsil eksiklikleri buna engeldir. Fakat bu tür engeli olanlara (engelli bakan, engelli kadın veya engelli genç v.s. engelli) denilmez. Bu tür engellere sosyal engellilik denir…

– Kıyaslarsak dünyada ve Türkiye’de engellilerin durumu nedir?
-Dünya dediğimiz zaman, öncelikle gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkeler olmak üzere, üçe ayırmamız gerekiyor. Bu ayırımdan sonra, sorunuz doğrultusunda baktığımız zaman ise gelişmiş ülkelerdeki engellilik oranının, gelişmemiş ülkelere göre daha az olduğunu görüyoruz. Bunun da çeşitli sebepleri var.
– Nedir bunlar?
– Meselâ; I.) Engellileri tedavi eden veya engelli olmaya sebep olan hastalıkların tedavi imkânları, gelişmiş ülkelerde çok olması. II.)Engelliliğe sebep olan iş veya trafik kazalarının tedbirlerinin, gelişmiş ülkelerde çok olması. Buradan da anlaşılıyor ki, gelişmemiş ülkelerdeki engellilik oranının çok olması, imkânların kısıtlı olmasıyla doğru orantılıdır.

– Bir de kader boyutu var, değil mi?
– Elbette, bir diğer açıdan bakıldığında engellilik bir kaderdir. RabbilÂlemînin, sınav gereği bâzı kullarına takdir ettiği bir neticedir. Elbette şu kısacık fâni dünya hayatında, bazılarımız sabrımızla, bazılarımız bollukta ve sıhhatlilikte şımarıp şımarmamamızla ve gaflete düşüp düşmememizle, her birimiz ayrı ayrı sınanıyoruz. Üstelik de iki omuzumuzdaki melekler tarafından, sanki bir kamera kaydı misali, her ân kayda alınıyoruz. Bu nedenle esas mülk sahibinin takdirine, har zaman razı olmak zorunda olduğumuzun bilinciyle yaşamalıyız.
Ayrıca, bir de savaşların yapıldığı ülkelerde engelliler artmaktadır. Bunun sebebi ise bellidir. Allah-ü Teâlâ ülkemizi, İslâm âlemini ve tüm insanlık âlemini savaşlardan muhafaza eylesin.

– Sayı belli mi, ne kadar engellimiz var?
– Ülkemizdeki engelli sayısı,8 milyon olarak resmen açıklanmıştır. Fakat gerçekte engellilerin 12 milyon kadar olduğu da âşikârdır. Bunun sebebi ise iş görmeme(yani iş verilmeme) ve toplumdan dışlanma, yani evlenememe endişeleri nedeniyle, engellilerin % 25’i kendilerini ifşâ etmiyorlar.
Kanser veya başka ciddi hastalıkların, ya da organ nakli operasyonlarının sebep olduğu engellilikler de bu sayı içinde düşünülmelidir.

– Engelliliğin kader ve sınav boyutlarının olduğunu söylediniz. Savaşta gazi olanlar; sınav boyutuyla mı, yoksa kader mi olarak değerlendirilmeli?
– Sınav da kader değil mi? Onlara da bu görev biçiliyor. O görev sırasında da, gerek tedbir kusuru veya muhtelif sebeplerle engellilik meydana gelebiliyor. Fakat başa gelene asla isyan değil, tevekkül lazım; çünkü büyük müjdeler var. Çünkü bu durum, o kişinin geçmiş günahlarına keffaret sayılacağı gibi bazen de manevî makamının yükseltilmesine vesile olacaktır. Çoğu zaman da dînî bakımdan gaflette olan kardeşlerimizin, silkinmelerine ve gafletten kurtulmalarına sebep olabiliyor.

– Savaşlar sakatlıklar, ihmaller engellilikler… Bir sebep sonuç,ibret şükür zinciri mi çıkarmalıyız anlattıklarınızdan?
– Çok hoşuma giden bir izahı var Bediüzzaman Hazretlerinin, müsaade ederseniz söylemek istiyorum.

– Tabii ki buyurun hocam.
– Dünya Savaşı mağlubiyetimizhakkında sorulan bir soruya verdiği cevap çok hoşuma gider. Diyor ki: “Allah beş vakit namazı kılmayı emretti, biz kılmadık; cephelerde sürüm sürüm süründürerek namaz kıldırdı… Oruç emretti, çoğumuz tutmadık; yıllarca at dışkılarından buğday toplayacak kadar aç duruma düştük… Zekât emretti, vermedik; bu savaşlar sebebiyle Allah müterâkim (yani, birikmiş olan) zekâtımızı elimizden düşman eliyle aldı!..”

– Yaa, ne kadar manidar, değil mi?
– Kesinlikle. Bunun üzerinde çok düşünmeliyiz.

– Engelli olanlara veya fert fert birer engelli adayı olan bizlere ne tavsiye edersiniz?
– Evvelâ, yapamayacakları şeyleri iyi tespit etmeleri lazımdır. Yani misal, görme engelli kişi;“kendisinin tek başına, desteksiz, beyaz bastonsuz ve hızlı bir şekilde yürüyemeyeceğinin” farkında olması ve bunu kabullenmesi lâzım. Bu mevcut haliyle en randımanlı bir şekilde, nasıl yürüyebileceğini, nasıl iş görebileceğini araştırmalı, rehabilitasyonlara girmeli, hayatı kolaylaştırıcı faktörleri öğrenmeli ve uygulamalıdır. Başlangıçta yanında bir kılavuz ile, daha sonraları da yalnız yürümeyi öğrenmelidir.
Yani “ben nasılsa engelliyim” diyerek, hayattan küsemez ve bir yerde oturamaz. Aksi halde hayatı ikinci kez, yani yeniden, yani iki kat zindana döner.
Engelliliği tevekkül ile karşılayıp, kendisini böyle sınayan Yüce Rabbine, diğer tüm sayısız nimetleri için şükrederek, mevcut nimetlerle huzurlu yaşamayı öğrenmelidir.Ayrıca engelin, kendisine katacağı olgunluğu ve avantajları düşünmelidir.

– Benim de hatırıma; âmalar için söylenmiş müjdeli bir Hadîs-i Kudsî geldi: “Kulumun göz nûrunu aldığımda, sabır ile karşılarsa, Ben ona hesap sormaktan hayâ ederim.” Cennetin başköşesine gidecek olan sâbirîne ne mutlu…
– Çok güzel bir kıssa var. Yapışık dünyaya gelen iki kardeşin birisi, yapışık kardeşini sürekli sırtında taşıdığı halde, her zaman Rabbine çok çok şükrediyormuş. Sebebini sorduklarında ise: “Ben kardeşimi böyle canlı olarak sırtımda taşımaya razıyım, ya ölürse, diyormuş. Ya ölürse ben onu nasıl taşırım?” İşte böyle teselli oluyormuş.

– Gerçekten çok tesirli… Her halimize şükürler olsun.
– Bir görme engelliye de; bu halinden memnun, mutlu olduğun bir sebep var mı?” diye sorduklarında şöyle demiş: “Ebedî hayatımızda çok önemli sorgulanmalardan biri olan göz zinası konusunda zorlanmayacağıma inanıyor ve bu durumuma memnun ve mutlu oluyorum.”
Bir de engelli kardeşlerimiz, durumlarına asla isyan etmemelidirler. Sözü geçen Hadîs-i Kudsi gibi İlâhî uyarıları, avantajlarını düşünmelidirler. Şu fani dünyada sınavda, yani imtihanda olduğumuzu hiç akıldan çıkarmamalıyız.

– Sınavlar farklı ama, sorular da farklı değil mi hocam?
– Elbette, meselâ üniversite sınavına girdiğimiz zaman sözel, sayısal veya eşit ağırlık diye ayrı bölümlerde sınava giriyoruz. Hiç kimse “Ben sayısaldan sınava girdim fakat sözelde daha kolay sorular varmış. Bana haksızlık yapıldı” diyemez. Çünkü farklı makamlar için yapılan sınavlarda farklı kulvarlar ve farklı sınav sistemler belirlenir. Bu şaşılacak şey değildir.

– Evet hocam… Bu röportaj boyu size hep “hocam, hocam” dedim. Siz de zaman zaman vaaza kaçan cevaplar verdiniz. Fakat bilmeyenlere hatırlatmakta yarar var; siz zaten hocasınız, din görevlisisiniz. Ve burası da cami… Yani söz boşluğa gitmiyor. Evet hocam, varsa konuyla ilgili, son sözlerinizi de alalım…
– Herkesin birer engelli adayı olması hasebiyle, şöyle bir tavsiyem olacak: Karşılaştığınız her engelli hakkında mutlaka empatiyapınız ve onların sıkıntılarınıhafifletmek içinyardımcı olunuz. Ve sizi o şekilde sınamayan Rabbinize bol bol şükürler ediniz. Vesselâm…

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir